• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edebiyatcimiz

Halk Edebiyatı Sanatçıları

HALK EDEBİYATI TEMSİLCİLERİ

 

YUNUS EMRE




* Engin hoşgörüsü, insan sevgisiyle sadece bizim değil bütün dünyanın beğenisini kazanmış eşsiz bir şair, fikir adamıdır.

* İlahi aşkı ve insan sevgisini eserlerinde işlemiştir.

* Hem aruzu hem de hece veznini kullanmıştır.

* Şiirlerinde dili oldukça sadedir, zamanının halk dilini kullanmıştır.

* Nazım biçimi olarak “ilahi”yi seçmiştir.
* “Risaletü’n Nushiye (Nasihatlar Kitabı) ve Divan adlı kitabı vardır.

-- İlahi türünün en usta şairidir

Eserlerinden seçme dörtlükler ve beyitler.

 

ŞOL CENNETİN IRMAKLARI 

Şol cennetin ırmakları

Akar Allah deyü deyü

Çıkmış İslam bülbülleri

Öter Allah deyü deyü

BİR KEZ GÖNÜL YIKTIN İSE 

Bir kez gönül yıktın ise 
Bu kıldığın namaz değil 
Yetmiş iki millet dahi 
Elin yüzün yumaz değil

GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ 

Ben yürürüm yane yane 
Aşk boyadı beni kane 
ne akilem ne divane 
gel gör beni aşk neyledi 

 

İLİM İLİM BİLMEKTİR 

İlim ilim bilmektir 
İlim kendin bilmektir 
Sen kendin bilmezsin 
Ya nice okumaktır 

SÖZ OLA KESE SAVAŞI

Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı 
Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz 

Kelecilerin pişirgil yaramazını şeşirgil 
Sözün us ile düşürgil dimegil çağ ede bir söz

YUSUF’U KAYBETTİM

Yusuf’u kaybettim Kenan ilinde 
Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz 
Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz 
Bu ne yaredir ki çare bulunmaz 

Aşkın pazarında canlar satılır 
Satarım canımı alan bulunmaz 
Yunus öldü deyu selan verirler 
Ölen beden imiş, aşıklar ölmez

 

PİR SULTAN ABDAL



     Pir Sultan Abdal, 16. yüzyılda yaşamış, Alevi-Türk halk şairi ve ozanıdır. Asıl adı Haydar'dır. Yaşamının büyük bölümü Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz köyünde geçti. İdam edilen Pir Sultan Abdal'ın ölümünün, 1547-1551 ya da 1587-1590 yılları arasındaki bir tarih olduğu sanılıyor.


* Halk edebiyatında lirik şiirin öncülerindendir.
* Halk içinde çok sevildiği için isimsiz birçok şiir onun adında yayımlanmıştır.
* Tasavvufu, halkın anlayışıyla birleştirmiştir.
* Bütün şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır.
* Dili oldukça sadedir.
* Bektaşi tarikatına mensup olduğu için “nefes”leri ünlüdür.

Eserlerinden seçme dörtlükler

 

BİN CEFÂLAR ETSEN ALMAM ÜSTÜME 

Bin cefâlar etsen almam üstüme 
Gayet şirin geldi dillerin dostum 
Varıp yad ellere meyil verirsen 
Kış ola bağlana yolların dostum 

……

NE SEN BENİ UNUT NE DE BEN SENİ 

Gel seninle ahd ü peyman edelim 
Ne sen beni unut ne de ben seni 
İkimiz de bir ikrarı güdelim 
Ne sen beni unut ne de ben seni 

Abdal Pir Sultan'ım çektiler dara 
Düşmüşüm aşkına yanarım nara 
Bakın ey erenler şu giden yara 
Ne sen beni unut ne de ben seni

……

DEMEDİM Mİ 

Güzel aşk cevrimizi 
Çekemezsin demedim mi 
Bu bir rıza lokmasıdır 
Yiyemezsin demedim mi 

……..

 

 

HACI BEKTAŞI VELİ



* Bektaşi tarikatının kurucusudur
* Büyük bir bilgindir.
* Orta Anadolu”da etkin olmuştur.
* “Makalat”adlı Arapca eseri ünlüdür.

Eserleri

-  Velâyet-nâme-i Hacı Bektâş-ı Velî

-  Makalat - (Arapça)

-  Kitâbu'l-Fevâid

-  Şerh-i Besmele

-  Şathiyye

-  Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye


 

KAYGUSUZ ABDAL



    Kaygusuz Abdal (d. 1341- ö. 1444) Asıl adı Alaeddin Gaybi olan Alevî-Bektaşî halk ozanı.

Yaşamı

Dedesi Alaeddin bin Yusuf Babası İse Alaiye Begi Hüsameddin Mahmud olduğu söylenir. Hacı Bektaş-ı Veli’den sonra Bektaşîlik tarikâtının başına geçen Abdal Musa'ya bağlanarak tasavvuf yoluna girdi. Kaygusuz Abdal, Bektaşî erkannâmesi üzerinde bazı düzenlemeler yaparak Bektaşîliğin ilk "erkannâmesini" hazırladı. Böylece Bektaşîlik Tarikatı’nın ilk “tüzük yapıcısı” “Kaygusuz Abdal” olmuş oldu. Mısır'a giderek Bektaşîliği yaymaya çalıştı ve orada vefat etti.

Edebî üslûbu

Didaktik türdeki eserlerinde açık ve yalın bir dil kullandı. Nükteli ve iğneli bir üslubu vardır. Şathiye nazım şekilinin en büyük temsilcisidir. Alevî-Bektaşî şiir geleneğini sürdürdü. Bazı şiirlerinde Yunus Emre'nin etkileri görülür. Alaylı, nükteli, eleştirili şiirler yazmıştır. Hem hece hem de aruz veznini kullanmıştır.

 

Eserleri

-  Divân

-  Sarây-nâme

-  Minber-nâme

-  Dil-güsâ

-  Gevher-nâme

-  Budala-nâme

-  Mesnevi

-  Muglâta-nâme (Kitab-ı miğlate)

-  Esrâr-i Hurûf

-  Vücûd-nâme



 

 

Eserlerinden seçme dörtlükler

 

Kıldan bir köprü yapmışsın
Gelsin kullar geçsin deyu
Hele biz şöyle duralım
Yiğit isen sen geç tanrı

...

Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne

...


Beylerimiz elvan gülün üstüne
Ağlar gelir șahim Abdal Musa’ya
Urum Abdalları postun eğrine
Bağlar gelir șahim Abdal Musa’ya

...



KAYIKÇI KUL MUSTAFA



* 17. yüzyılın önemli yeniçeri şairlerindendir.
* Kahramanca şiirleriyle tanınmıştır.
*Genç Osman” destanıyla tanınmıştır.
* Divan şiirinden etkilenmemiştir.

 

 

GENÇ OSMAN DESTANI

Genç Osman dediğin bir küçük uşak,
beline bağlamış ibrişim kuşak,
Askerin içinde birinci uşak,
Allah allah deyip geçer genç Osman...

Genç Osman dediğin bir küçük aslan,
Bağdatın içine girilmez yastan,
her ana doğurmaz böyle bir aslan,
Allah Allah deyip geçer genç Osman...

Bağdat'ın kapısını Genç Osman Açtı,
Düşmanın cümlesi önünden kaçtı,
Kelle koltuğunda üç gün savaştı,
Allah Allah deyip geçer Genç Osman...

 

Kayıkçı Kul Mustafa

 

KÖROĞLU



* Başkaldırının, isyanın şairidir.

* Din dışı konularda şiirler yazmıştır.

* Sultan III. Murat zamanında savaşlara katılmıştır.

* Köroğlu adlı halk kahramanıyla aynı adı ve özellikleri taşıdığı için ikisi aynı kişi olarak anılmıştır.

BENDEN SELÂM OLSUN BOLU BEYİ’NE

 Benden selâm olsun Bolu Beyi’ne
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
At kişnemesinden, kalkan sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir

Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

Köroğlu düşer mi eski şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

 

 

DADALOĞLU


     Dadaloğlu, gerçek adı Veli’dir. Osmanlı Devleti'nin Anadolu Türkmenlerini iskân politikasına tepki olarak tanınmış bir Halk ozanıdır. 18. yüzyılın son çeyreğinde Kayseri'nin Tomarza ilçesinde doğup 19. yüzyılın ortalarında öldüğü bilinmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bilgi yoktur. Oğuzların Avşar boyundandır.

   Osmanlı Devleti'nin konar-göçer Avşar, Karsantı, Sırkıntı, Bozdoğan, Kırıntı, Berber, Menemenci gibi Türkmen aşiretlerini yerleşik hayata geçirmek için verdiği uğraş, yer yer başkaldırılara ve çatışmalara neden olmuştur. Dadaloğlu'nun şiirleri, yerleşik hayata geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin sesi ve sözlü tarihi sayılabilir. Her yıl Kayseri'de, Dadaloğlu ( Avşar ) Şenlikleri düzenlenmektedir.

* Toroslar bölgesinde yaşamış.

* Devlet yönetiminin aşiretiyle olan mücadelesi üzerine söylediği: “Ferman padişahın dağlar bizimdir” dizelerinin nakarat olarak kullanıldığı şiiri oldukça beğeni toplamıştır.

* Varsağı, semai ve destanları meşhurdur.

* Türküler yazmıştır.

FERMAN PADİŞAHIN, DAĞLAR BİZİMDİR

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eder ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Belimizde kılıcımız Kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın, dağlar bizimdir

Dadaloğlu'm bir gün kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koçyiğitler yere serilir
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir

 

KARACAOĞLAN



* Şiirlerini sade bir dille yazmıştır.

* Hece ölçüsünü ustalıkla kullanmıştır.

* Saz şairliğinin piri sayılır.

* Din dışı konularda yazmıştır.

* Koşmaları(güzelleme) oldukça sevilmiştir.

* Kuvvetli lirik egemenliği hâkimdir şiirlerine.

* Anadolu”yu at sırtında gezip şiir söylemiştir.

    Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden yararlanan şairlerden Rıza Tevfik Bölükbaşı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Behçet Kemal Çağlar, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kutsi Tecer ve Cahit Külebi Karacaoğlan'dan esinlenmişlerdir. Şiirleri 1920'den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan'ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir.

 

KARA DEĞİL Mİ

 

Bana 'kara' diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi


Beni 'kara' diye yerme
Mevlam yaratmış hor görme
Ala göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi

Hind'den Yemen'den çekilir
Gelir Bağdad'a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi


Karac'oğlan der maşallah
Bir gün görürüm inşallah
Kara donludur Beytullah
Örtüsü kara değil mi


 

ELİF

İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif, Elif deyi...
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif, Elif deyi...


Elif kaşlarını çatar,
Gamzesi sineme batar.
Ak elleri kalem tutar,
Yazar Elif, Elif deyi...

 

ALA GÖZLÜM, BEN BU ELDEN GİDERSEM

Ala gözlüm, ben bu elden gidersem,
Zülfü perişanım kal, melul melul.
Kerem et, aklından çıkarma beni;
Ağla göz yaşın sil, melul melul.

 

 

ÂŞIK ÖMER



* İyi bir eğitim almamasına karşın şairler arasında yeteneğiyle kendine en üstte yer edinmiştir.
* Devrinin idarecilerini, dinini görünüş için yaşayanlarını eleştirmiştir.
* Aruzu kullanmıştır. Ancak hece ölçüsünde asıl karakterini bulmuştur.

 -- En önemli eseri ŞAİRNAME adlı eseridir.

 

DERTLİ



   Dertli (1772, Bolu - 1846, Ankara) Türk aşığı. Gerede yakınındaki Çağa (Reşadiye) nahiyesinin Şahnalar köyünde doğmuştur. Asıl adı İbrahim ve mahlası Lütfidir.

    Geçimini aşık kahvelerinde saz çalıp şiir söyleyerek sağlamıştır. İstanbul, Konya ve Mısır'da bulunmuştur. Divan, halk ve tekke edebiyatlarındaki geniş kültürü sayesinde daha sağlığında yaygın bir şöhret kazanmış, divanı taş baskısıyla birçok defa basılmıştır.

       Fuzûlî, Âşık Ömer, Gevheri gibi şairlerin etkilerini taşıyan Dertli, çağının öbür saz şairleri gibi aruzla gazeller, divanlar, kalenderiler yazmıştır. Aruzla yazdığı şiirlerde kusurlu bir nazım tekniği kullandığı için başarılı olamamıştır.

    Bektaşi geleneğine bağlı toplumsal yergi içerikli şiirleri, şathiyeleri ve softalığı, yobazlığı eleştiren şiirleriyle tanınan bir halk ozanıdır.

     Önce halveti tarikatine girdiği daha sonra Bektaşiliğe yöneldiği söylenen Dertli, 1846 yılında Ankara’da ölmüştür

-  Taşlamalarıyla ünlüdür.

-  Lirik koşmalarıyla tanınmıştır.

-  18. yüzyılın sonlarında yaşamıştır.

-  Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır

 

 

ERÇİŞLİ EMRAH


     Ercişli Emrah, 17. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Türk halk şairidir. Erciş kalesine bağlı bir Karakoyunlu köyü olan Ergans’ta doğmuştur. Erciş kalesinin başı Miroğlu’nun sazcısı Âşık Ahmet’in oğludur. İran ve Azerbaycan'ın batı kesimlerini gezerek gördüklerini arı bir Türkçe ile şiirlerine aktarmıştır.


* Erzurumludur.
* Divan edebiyatından etkilenmiştir.
* Gazel, murabbalar yazmıştır.
* Koşma ve semaileriyle tanınmıştır.

 

 

BEN BİR GÜZEL GÖRDÜM

Bugün ben bir güzel gördüm
Bakar cennet sarayından
Kamaştı gözümün nuru
Onun hüsnü cemalinden


Salındı bahçeye girdi
Çiçekler selama durdu
Mor menekşe boyun burdu
Gül kızardı hicabından


Bahçenin kapısın açtım
Sanırsın cennete düştüm
Yar ile tenha konuştum
Bir gül aldım yanağından


Bahçenin kapısı güldür
Yanında öten bülbüldür
Sefil Emrah sana kuldur
Bağışla geç günahından

 

Ercişli Emrah

 


GEVHERİ


    Gevheri, hayatı hakkında pek fazla bilgi olmayan, aruz ve hece ölçüsü ile şiirler yazan Türk şair. Önceleri asıl adının "Mustafa" olduğu sanılırken, sonradan bir şiirindeki "Bir kemter kulundur Garip Mehemmed" dizesinden adının "Mustafa" değil. "Mehmed" olduğu ileri sürülmüştür.

     1700 yılında ölen ozan ve hattat Bahri Paşa'nın divan kâtipliğini yaptığı da biliniyor.Onun, İstanbul ve Bursa’daki divan katipliklerini, imparatorluğun diğer büyük memleketlerinde de kısa aralıklarla yürüttüğüne bakılırsa medrese tahsili gördüğü anlaşılmaktadır

* İnce bir söyleyiş, derin bir bilgi içeren şiirleri halk arasında çok sevilmiştir.
* Divan edebiyatında etkilendiği için mazmun ve yabancı sözcükleri çokça etkilenmiştir.
* Koşmaları ve taşlamaları oldukça ünlüdür.

DAĞLARA GEL

Başına bir hal gelirse
Dağlara gel dağlara
Seni saklar vermez ele
Dağlara gel dağlara

Bu canım aşka cinseli
Aşk odu ile pişeli
Yeşil dağlar menekşeli
Dağlara gel dağlara

Rakibe miktarın bildir
Yanına civanlar uydur
Zamane dostundan yeğdir
Dağlara gel dağlara

Gevheri düşmüş dillere
Diyar-ı gurbet illere
Billahi vermem ellere
Dağlara gel dağlara

 

Şair Gevheri

 

 

BAYBURTLU ZİHNİ


  Asıl adı Mehmed Emin’dir. Zihni onun takma adıdır ve Bayburt’ta doğduğu için Bayburtlu Zihni olarak anılır.

   Bayburtlu Zihni şiirlerini, hem hece, hem de aruz ölçüsüyle yazdı. Aruzla yazdığı şiirler ölümünden sonra Divan-ı Zihni (1876) adıyla yayımlandı. Ama şair asıl ününü hece ölçüsüyle yazdığı koşma ve destanlara borçludur.

        1828’de Bayburt'un Rus işgalinden gördüğü zararları dile getiren koşma biçimindeki ağıtıyla büyük ün kazandı. "Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş / Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı" dizeleriyle başlayan bu koşma sonradan bestelenmiştir. Bayburtlu Zihni başından geçen serüvenleri, şiir, yergi ve destanlar biçiminde Sergüzeştname’de anlatmıştır.

* Birçok eserinde divan edebiyatı etkisi görülür.
* Saz şairi olarak ün kazanmıştır.
Divan“ı, Sergüzeştname  ve Kitabı Hikaye-i Garibe adlı eserleri vardır.

 

VARDIM Kİ YURDUNDAN AYAK GÖTÜRMÜŞ

Vardım ki yurdundan ayak götürmüş
Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş
Sakiler meclisten çekmiş ayağı

Hangi bağda bulsam ben o marali
Hangi yerde görsem çeşm-i gazali
Avcılardan kaçmış ceylan misali
Geçmiş dağdan dağa yoktur durağı

Laleyi sünbülü gülü har olmuş
Zevk u şevk ehlini ah ü zar almış
Süleyman tahtını sanki mar almış
Gama tebdil olmuş ülfetin çağı

Zihni derd elinden her zaman ağlar
Vardım ki bağ, ağlar bağban ağlar
Sümbüller perişan güller kan ağlar
Şeyda bülbül terk edeli bu bağı

 

 

 

 

ÂŞIK VEYSEL


 

* Çocuk yaşta kör olması ona derin bir duygu zenginliği vermiştir.
* Yurt, insan ve toprak sevgisini iliklerine kadar hisseden, bunu şiirlerinde işlemiştir.
* Halk edebiyatının ve son dönem edebiyatımızın usta şairlerindendir.
* Sivas Şarkışla ilçesinin Sivri alan köyünde doğmuş ve yaşamıştır.

* Şiirlerini Deyişler, Sazımdan Sesler adlı iki kitapta toplamıştır. Son olarak tüm şiirlerini, Ümit Yaşar Oğuzcan  tarafından Dostlar Beni Hatırlasın adıyla yayımlanmıştır. Ahmet Kutsi Tecer tarafından edebiyatımıza kazandırılmıştır.

 

GÜZELLİĞİN ON PAR’ ETMEZ

Güzelliğin on par’ etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa



Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka başk'olmasa

 

BENİM SÂDIK YÂRİM KARA TOPRAKTIR

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sâdık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sâdık yârim kara topraktır

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır

Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır

 

UZUN İNCE BİR YOLDAYIM

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece


Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece

Kırk dokuz yıl bu yollarda
Ovalarda dağlarda çöllerde
Düşmüşüm gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel iş bu hale
Kah ağlaya kah güle
Yetişmek için MENZİLE
Gidiyorum gündüz gece

 

 

 



ÂŞIK MAHZUNİ ŞERİF (1940 - 2002)


 

- Cumhuriyet Döneminin önemli saz şairlerindendir.

- 1940'ta Maraş-Afşin'in Berçenek köyünde doğdu. Çocukluktan İtibaren halk şiirine ilgi duydu.

- Alevi - Bektaşi şiir geleneğini sürdürmeye çalışan Mahzuni, yalın bir Türkçeyle yaşadığı dönemin sorunlarını işledi. Birçok siyasî kovuşturma geçirdi.

- Deyişleri birçok yabancı ülkede de okundu; şiirleri plağa ve kasete alındı.

 

DOM DOM KURŞUNU

Kaşların arasından
Domdom kurşunu değdi
Bir avcı vurdu beni
Bin avcı beni yedi


Ah dedim ağladım
Yaremi bağladım
Eğdi yar boynun eğdi
Mevlam Kerim’sin dedi


Hançer yarası değil
Domdom kurşunu değdi
Gel gel gümle gel
Gel gel gümle gel

Gel böğrüme domdom kurşunu

 

 

İŞTE GİDİYORUM ÇEŞMİ SİYAHIM

İşte gidiyorum çeşmi siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün Mahzuni'nin berbat haline
Mervan'ın elinde parelense de

 


 

ÂŞIK ŞEREF TAŞLIOVA (1938 - ....)



 

- 1938'de Kars'a bağlı Çıldır ilçesinin Gülyüzü köyünde dünyaya geldi.

Kuzeydoğu Anadolu aşıklık geleneğinin önemli isimlerinden olan Aşık Şenlik’in oğlu Aşık Kasım’a çıraklık yaparak kendini geliştirdi ve yöredeki aşıklarla tanışma fırsatı buldu.

- Yurt İçinde ve yurt dışında düzenlenen birçok festival, program ve organizasyona katıldı. UNESCO'nun 1988'de hazırladığı Dünya Sanat Dizisi'nde, Türkiye'deki âşıklık geleneğini temsil etme görevi Şeref Taşlıova'ya verildi.

- Şiirleri ve çeşitli konularda kaleme aldığı yazıları, edebiyat tarihimizde önemli yere sahip dergilerle, çeşitli ansiklopedi ve antolojilerde neşredildi.

Konya Aşıklar Bayramına başından beri katıldı. Katıldığı yarışma ve festivallerde değişik dallarda birçok ödül aldı. 

15’i altın olmak üzere 130’un üzerinde madalya,60’ın üzerinde plaket, 180 kadar takdirname aldı.



- Kültür Bakanlığı tarafından "Gönül Bahçesi" isimli bir şiir kitabı 1990 yılında yayımlandı.

 

Bin dokuz yüz otuz sekiz,
Nisan doğum ayım benim.
Taşlıova soy adımız,
Salihgiller soyum benim.

Doğuda Serhat Kars ili,
Meşhurdur Çıldır’ın gölü,
Tabiat nakışlı halı,
Gülyüzü’dür köyüm benim.

Anam Nergiz, babam Hacı,
Üç kardeşiz, iki bacı,
ŞEREF der konuşmam acı,
Yumuşaktır huyum benim.
(Bir doksan bir boyum benim)

 

 

BİRİ ANADOLU BİRİ ATATÜRK

Biri bülbül oldu, birisi güldür,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.
Biri sevgilidir, biri güzeldir,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.

Biri arı oldu, birisi kovan,
Biri yaralının derdine derman,
Biri büyük asker, büyük kumandan,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.

Biri örnek oldu bütün cihana,
Biri Türk milleti adına, ana,
Biri can adadı nazlı vatana,
Biri Anadolu, Biri Atatürk.

 

 

 

 

ÂŞIK MURAT ÇOBANOĞLU (1940 - 2005)

 

- Sanatçı, 1940'ta Kars'ın Arpaçay ilçesinin Koç köyü beldesinde dünyaya geldi.

- 1966 yılından başlayarak sürekli olarak Konya Âşıklar Bayramına katıldı. Artvin, Konya, Erzurum ve Mut'ta yapılan yarışmalarda dereceler aldı. Özellikle atışma dalında başarı gösterdi.

- Saza egemenliği, ulusal duygularının güçlülüğü ve kendine özgü sesiyle ilgi çekti.

- Âşıklık geleneğinin bir parçası olan türkülü hikâyeler anlatma konusunda da başarılı örnekler veren Çobanoğlu, kendi türkülerinin yanı sıra usta malı türküleri de genç kuşaklara aktardı.

NEYİNE GÜVENEM YALAN DÜNYANIN

Neyine güvenem yalan dünyanın

Kerem'i yandırıp kül etmedi mi
On bir ay bülbülü ettirdi feryat
Gül için bülbülü lal etmedi mi

Bülbül aşık idi gonca güllere
Arzusun söylerdi esen yellere
Mecnun Leyla için düştü çöllere
Ferhat'a dağları yol etmedi mi

Çobanoğlu yaram döndü çıbana
Kurduğum bağlarım oldu virane
Kardeşi Yusuf'u attı zindana
Kaderi Mısır'da kul etmedi mi

BİLMİYOR

Yirminci asırın sonuna kaldık 
Kızı ana-oğlu baba bilmiyor 
Meyhaneler doldu cami boşaldı 
Hafız namaz-hoca dua bilmiyor 

Parmakları oje dudaklar boya 
Kadınlar atlıdır erkekler yaya 
Mini etek çıktı kalmadı haya 
İğne iplik gömlek yama bilmiyor. 

Söz çok olur inmeyelim derine 
Kadın var ki kan kusturur erine 
İslamın şartını sorsan birine 
Dudak durur dili sayabilmiyor 

Çobanoğlu bundan sonra ne diye 
Saklayana sözüm kalsın hediye 
'Bismillah'sız el atıyor ekmeğe 
Sofrası boş karnı doyabilmiyor

 

ÖĞRETMEN

Ana baba gibi emeği vardır 
Ağızdır, lisandır, dildir öğretmen 
Sevgisi, şefkati insana yardır 
Vücuttur kanattır koldur öğretmen 

Talebe okulun yeşil fidanı 
Yanan bir ocağın sönmez dumanı 
Öğretmendir yaraların dermanı 
Arıdır, kovandır, baldır öğretmen 

Öğretmendir bize gösteren yolu 
Odur talebenin kanadı kolu 
Öğretmen hazinedir, doludur dolu 
Yapraktır, ağaçtır, daldır öğretmen 

Öğretmendir fabrikanın temeli 
Öğretmendir bütün dünyanın dili 
Bütün insanlara uzanır eli 
Bize ışık tutan yoldur öğretmen 

Öğretmendir ışık veren dünyaya 
Öğretmendir bizi götüren aya 
Öğretmenin ilmi benzer deryaya 
Irmaktır denizdir göldür öğretmen 

Sende yetişmiştir nice paşalar 
Öğretmensiz açılır mı kapılar 
Temelinden sağlam olan yapılar 
Çobanoğlu der ki güldür öğretmen

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz