• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edebiyatcimiz

Dini-Tasavvufi Halk Şiiri

DİNİ-TASAVVUFİ HALK ŞİİRİ

 


      Dini- Tasavvufi Halk şiiri, 13. yüzyılda Babai isyan­ları, Moğol istilası, haçlı seferleri, inanç ve kültür farklılıkları sosyal ve siyasi huzursuzluklarla dolu Anadolu’da oluşmuştur.

Dini-Tasavvufi Halk Şiirinin Özellikleri

  • Tasavvuf düşüncesini temel alır.
  • Kurucusu Ahmet Yesevi’dir.

  • Tasavvufun amacı insanı olgunlaştırmak ve onu insan-ı kâmil yapmaktır.

  • Tasavvufta önemli olan Allah aşkıdır; yani ilahı aşktır.

  • Tasavvufa göre bütün evren Allah’tan bir parçadır ve in­san nefsi arzularından arınarak gönlünü ilahi aşkla doldurarak Allah’a ulaşabilir.

  • Tekkeler etrafında bir araya gelen tasavvufçular bu görüşlerini, İslamiyet’i yaymak için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.

  • İlahi aşkın ele alındığı lirik ve didaktik ürünler verilmiştir.

  • Şiirler ağırlıklı olarak müzik eşliğinde söylenmiştir.

  • Genel olarak hece ölçüsü kullanılmış olsa da aruz ölçüsü de kullanılmıştır.

  • Nazım birimi olarak hem dörtlük hem de beyit kullanılmıştır.

  • Özellikle “koşma” nazım şekliyle ilahi, nutuk, şathiye, dev­riye, nefes nazım türlerinde şiirler yazılmıştır.

  • Gazel, kaside, mesnevi nazım şekliyle şiirlerin yazıldığı da görülmektedir.

  • Tasavvufi terimlerin ve bazı yabancı sözlerin dışında genellikle halkın konuştuğu dil kullanılmıştır.

  • Oğuz Türkçe­sinin Anadolu’daki ilk ürünlerinde sade bir dil kullanılmıştır.

  • Âşık Paşa, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana 13. ve 14. yüzyıl mutasavvıflarındandır.

  • Yunus Emre’nin dili dönemin diğer sanatçılarına göre daha sadedir.

Dini-tasavvufi halk şiiri nazım türleri şunlardır

  1. İLAHİ
  2. NEFES
  3. ŞATHİYE
  4. DEVRİYE
  5. NUTUK

 

 

 

İLAHİ

 

     İlahi, Allah’ı övmek, O’na dua etmek ve en büyük aşkın Allah aşkı olduğunu belirtmek amacıyla yazılmış makamla okunan dini tasavvufi halk edebiyatı nazım şeklidir.

Arapça kökenli bir kelimedir. Bir başka kullanımı da şaşma ve sitem bildiren ünlemdir.

     İlahiler çok eski zamanlardan bu yana dinlerin ve inançların önemli bir parçasını oluşturmuştur. Her dinin ilahilere farklı bir bakışı vardır. Her dinin farklı ilahileri vardır. İlahiler bir dinin kutsal metinlerinin bir parçasını oluşturup, kutsi bir mahiyete sahip olabilir veya sadece o dinin inandığı Tanrı veya tanrısal mefhumları övmek için inananlar tarafından yazılmış, kutsiyeti bulunmayan metinler de olabilirler.
      İlahiler çoğu dinde din eğitiminin önemli bir parçasıdır. Bazı dinlerde ve inanışlarda ilahi söylemek bir tür ibadettir. Fakat ilahi söylemek çoğu inanışta belirli ibadetlerin sadece bir parçasını oluşturur.

     İlahiler tarikatlara göre değişik isimler alır.

Mevlevilerde ayin, Bektaşilerde nefes, Alevilerde deme, Gülşenilerde tapuğ, Halvetilerde durak, öteki tarikatlar da hur ya da ilahi gibi.

İlahinin özellikleri şunlardır:

  • Kendine özgü bir ezgiyle okunur.

  • Hem koşma, hem semai biçiminde ve hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazılmıştır.

  • Hece ölçüsünde 7, 8 ve 11 ‘li kalıplar tercih edilmiştir.

  • Dörtlüklerden oluşur. Dörtlük sayısı 3 ila 7 arasında değişir.

  • Genelde şiirin içinde şairin mahlası geçer.

  • İlahi denince akla ilk gelen Yunus Emre dir. Yunus Emre, şiirlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmıştır. Hece ölçüsü kullanmıştır.11′li hece ölçüsünü kullanmıştır.

  • Halkın içinden biri olduğu için halk tarafından çok sevilmiştir ve dili halkın dilidir.

  • Daha sonra Eşrefoğlu Rumi, Niyazi-i Mısri, Aziz Mahmut Hüdai, Yunus Emre’nin etkisinde kalarak ilahiler yazmışlardır.



İlahi

Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dün ü günü

Bana seni gerek seni

 

Ne varlığa sevinirim

Ne yokluğa yerinirim

Aşkın ile avunurum

Bana seni gerek seni

 

Aşkın âşıklar oldurur

Aşk denizine daldırır

Tecelli ile doldurur

Bana seni gerek seni

 

Aşkın şarabından içem

Mecnun olup dağa düşem

Sensin dünü gün endişem

Bana seni gerek seni

 

Sufilere sohbet gerek

Ahilere ahret gerek

Mecnunlara Leyla gerek

Bana seni gerek seni

 

Eğer beni öldüreler

Külüm göğe savuralar

Toprağım anda çağıra

Bana seni gerek seni

 

Cennet cennet dedikleri

Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver anları

Bana seni gerek seni

 

Yunus’durur benim adım

Gün geçtikçe artar odum

İki cihanda maksudum

Bana seni gerek seni      
                               Yunus Emre

 

 

NEFES


 

     Nefes, dini temellere bağlı âşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bektaşi âşıklarınca yazılanlarına denir.

Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir.

Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer.


Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8, 11′li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır.

Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da olabilir.


  • Özellikle Pir Sultan Abdal, bu tarzdaki şiirleriyle tanınır.

Alevi ilahilerine “nefes”, “deme”, “deyiş” adı verilir.


Nefes Örneği

Eşrefoğlu al haberi

Bahçe biziz bağ bizdedir

Biz de mevlanın kuluyuz

Yetmiş iki dil bizdedir

 

Erlik midir eri yormak

Irak yoldan haber sormak

Cennetteki ol dört ırmak

Coşkun akan sel bizdedir

 

Âdem vardır cismi semiz

Abdes alır olmaz temiz

Halkı dahleylemek nemiz

Bilcümle vebal bizdedir

 

Biz erenler gerçeğiyiz

Has bahçenin çiçeğiyiz

Hacı bektaş köçeğiyiz

Edep erkan yol bizdedir

 

Kuldur Hasan Dede’m kuldur

Manayı söyleyen dildir

Elif hakka doğru yoldur

Cim ararsan dal bizdedir

 

 

 

ŞATHİYE


 

    İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir.

Şathiyeler, tasavvuf akımına mensup şairlerce söylenmiş ya da yazılmış, tasavvufi inançları anlatan, anlaşılması yorumlanmasına bağlı olan şiirlerdir.

Şathiyelerin tasavvufi konuları işleyenleri “şathiyat-ı sûfiyâne” adını alır.

Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır.

Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır.

Kaygusuz Abdal, edebiyatımızdaki önemli şathiye şairlerindendir.


Şathiye Örneği

Yücelerden yüce gördüm

Erbapsın sen koca Tanrı

Âlem okur kelam ile

Sen okursun hece Tanrı

 

   

Kıldan bir köprü yapmışsın
Gelsin kullar geçsin deyu
Hele biz şöyle duralım
Yiğit isen sen geç tanrı

...

Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartıp neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne






DEVRİYE


 

    İnsanın varoluşunu anlatan tasavvufi şiirlerdir. Devir kuramını anlatır.

Devir kuramı; Hz. Muhammed’in “Ben Nebi iken Âdem su ile çamur arasındaydı.” hadisi ile ilgilidir.

Mutasavvıflara göre vücut halindeki Hz. Muhammed, yeryüzüne sonradan gelmiştir. Halbuki ruh hâlinde olan Hz.Muhammed ezelden beri vardır.

     Vakti gelen ruh maddî âleme iner. Önce cansız varlıklara, sonra bitkilere, hayvana, insana en sonra da insan-ı kâmile geçer. Oradan da Allah’a döner ve onunla birleşir. Bu inişe nüzûl; Allah’a dönüşe de hurûç denir.

İşte bu inişi ve çıkışı anlatan şiirlere devriye denir.

Felsefi bir konuyu işlediğinden anlaşılması zordur.

11′li hece ölçüsüyle söylenir. Bu bakımdan ilahi ile benzerlik gösterir.


Devriye Örneği

Katre idim ummanlara karıştım

Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir?

Devre edip âlemleri dolaştım

Bir sanata kaç sarıldım kim bilir

 

 



NUTUK


 

      Tekkelerde pirlerin, mürşitlerin tarikata yeni giren dervişlere tarikat derecelerini, adabını öğretici mahiyette söyledikleri şiirlerdir.

Şekil yönünde koşmaya benzeyen nutuk, 11 ‘li hece ölçüsüyle söylenir.

7′li ya da 8′li heceyle yazılmış olanları da vardır.

Bu türün edebiyatımızdaki en büyük ismi Kaygusuz Abdal’dır.


Nutuk Örneği

Evliyadan gelen kelam

Okunan Kur’an değil mi

Gerçek Veli’nin sözleri

Sûre-i Rahman değil mi

(Kaygusuz Abdal)