• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edebiyatcimiz

Aşık Edebiyatı ve Nazım Şekilleri

Aşık Tarzı Halk Şiiri


   


     Halkın “âşık” dediği saz şairleri tarafından oluşturulmuştur.

Aşık Tarzı Halk Şiirinin Genel Özellikleri

  • İslamiyet’ten önceki “ozan”ın, “âşık” adını alması, sözlü edebiyatımızın devamlılığının göstergesidir.

  • Şairler genellikle okuma yazma bilmeyen âşıklar usta-çırak iliş­kisiyle yetişmişlerdir.






     Aşık Edebiyatındaki Belli Başlı
      Geleneksel Olgular

Mahlas Alma: Mahlas, şairlerin yazdıkları şiirlerde asıl adlarının yerine kullandıkları takma ada denir. Halk edebiyatında mahlas geleneğe bağlı uygulanan bir kuraldır. Aşıkların çoğunun asıl ismi unutulmuş, mahlasları isim olarak kullanılır olmuştur. Dadaloğlu'nun asıl adı Veli, Sümmani'nin Hüseyin, Gevheri'nin Mehmet vb.'dir. Aşık geleneğe uygun olarak kullanacağı mahlası şu yollarla alır:

a)Mahlasını kendi seçerek alma:

-Adını, soyadını mahlas olarak kullanır.

-Yaşayışına ve sanatına uygun olarak kendi seçtiği herhangi bir ismi mahlas olarak kullanır.

b)Bir usta aşıktan, imam, pir ya da mürşitten alma.

- Usta aşık çırağı sınava tabi tutar.

- Usta aşık çırağının durumuna göre bir mahlası uygun görür.

- Şeyh ve pirin manevi tesiriyle mahlas alır.

c) Rüyasında bade içerken alma.


Rüya Sonra Aşık Olma (Bade İçme): Rüya motifi Türk Halk Edebiyatında sıkça karşımıza çıkan bir motiftir. Genellikle halk hikayelerinde yer alan bu motif bazı aşıkların hayat hikayeleri içinde de görülmektedir. Aşıklar aşıklığa başlamayı ya da yetişip usta aşık olmayı geleneksel bir unsur olarak gördükleri iki önemli yol, usta yanında yetişme ve/veya rüyada bade içerek badeli aşık olmadır.

Bade, şerbet, su v.b. bir içecek olabileceği gibi elma, nar, ekmek, üzüm gibi herhangi bir yiyecek de olabilir. Aşık edebiyatında bade içme-rüya motifi bir gelenek icabıdır.

Bade aşığa;

- Bir pir tarafından,

- Üçler tarafından,

- Beşler tarafından,

- Yediler tarafından,

- Kırklar tarafından verilir.

Usta – Çırak İlişkisi: Aşık edebiyatında yüzyıllar boyu yaşatılan geleneklerin en önemlilerinden biri de usta çırak geleneğidir.
Aşıklar genellikle bir usta aşığın yanında onun çırağı olarak, yetenekleri ölçüsünde olgunlaşırlar.
Gelenek gereği icracılık ve aşığın şairlikteki ustalığı için üstat da denilen bir aşığın yanında ders almaları gerekmektedir.
Genç aşığın ustasının yanında çok büyük bir sabır göstermesi gerekmektedir.
Sabrın sonunda çırak ustasının hayır duasını alarak tek başına halk önüne çıkma iznine kavuşur.

Aşık Karşılaşmaları (Atışma): Aşıkların doğaçlama olarak belirli bir kural çerçevesinde söyleşmelerine "atışma" denir. Atışma, aşıkların dinleyenler karşısında, deyişme sırasında birbirini iğneleyici fakat mizah çerçevesi içinde söyleşmeleridir. En az iki aşığın dinleyici huzurunda karşı karşıya gelerek birbirlerini sazda ve sözde belli kurallar çerçevesinde denemeleri esasına dayanır. Karşılamalarda, aşıklar rakiplerine üstün gelmek için onu mat etmenin yollarını ararlar.

Leb – Değmez (Dudak Değmez): Aşıkların ustalıklarını sergilemek için bir nevi söz hüneri olarak başvurdukları bir biçimdir. İçinde (b,p,m,v,f) dudak ve diş-dudak sesleri bulunmadan söylenilen şiir demektir. Aşıkların dudakları arasına iğne koyarak yarıştıkları bir atışma biçimidir.

Askı (Muamma) Çözme: Muamma, halk şiirinde bir kimsenin ya da varlığın adını gizleyen şiir demektir. Aşık edebiyatında muammanın özel bir önemi vardır. Aşıklarca muamma düzenlemek ya da bir muammayı çözmek bilgi ve zeka ister."Murat Uraz" muammanın uygulanışını şu şekilde anlatmaktadır:

Kahvelerde muamma teşhir edildiği gecelerde; sigara ve nargile içilmez, kimse sesli konuşmaz, herkes intizam içinde oturur. Halk şairi tarafından hazırlanmış muamma büyük ve uzaktan okunabilecek bir yazı ile kağıda yazılır ve tahtaya yapıştırılır. Tahtaya bir milimetre kalınlığında bal mumu sürülür.

Aşıklar nöbetle kahveye gelenlere işine ve halk arasındaki derecesine göre ağırlamalar söylerler. Ağırlanan kişi de ağırlığına göre muammanın etrafındaki bal mumu sürülmüş tahtaya para yapıştırır. Muammayı kim çözerse paraları alır ve muammayı tertipleyen aşık da bir taksim çıkarırdı. Şayet bu muamma birkaç gece kahve duvarında asılı kalır, kimse tarafından da çözülmemiş olursa sahibi olan aşık bunun ne olduğunu söyler ve bütün paraları alırdı.

Dedim - Dedi Tarzı Söyleşi: Halk şiirinde yaygın olarak kullanılan bir biçim olup koşma ve semailerdeki aşık ve sevgilinin (dedim-dedi ifadesine bağlı) karşılıklı söyleşmeleridir.

Tarih Bildirme: Aşık, kıtlık, yangın, sel felaketleri, salgın hastalık, önemli savaşlar vb. toplumu yakından ilgilendiren, sosyal hayatla ilgili olaylarla kendi doğum tarihini şiirlerinde tarihi birer belge olmasını istemiş ve genellikle ilk yada son dörtlükte bazen de ara yerde tarih belirtmiştir.

Nazire Söyleme: Nazire, bir şairin şiirine karşılık olarak başka bir şair tarafından aynı uyak ve ölçüde yazılan şiirdir.

Saz Çalma: Saz, aşık için ilhamı kamçılayan bir alet olup aşıklık geleneğinin en önemli unsurlarından biridir.

 

 




NOT: Aşık edebiyatında yazarların eserlerini topladığı kitabın adı CÖNK'tür ve bu kitaplar BESMELE ile başlar TEMMET iler biter


UYARI: Âşıklığın esasını, karmaşık bir yapıya sahip olan rüya oluşturmaktadır. Gerek âşıklık geleneğinde gerekse halk arasında kabul gören rüya motifi, dört safhada gerçekleşir.

Hazırlık − Rüya görme − Uyanış − İlk deyiş


  • Âşıklar köylerde, şehirlerde veya asker ocaklarında yetiş­mişlerdir.

  • Asker ocaklarında veya şehirlerde yetişen âşıklar (kalem şuarası)medreselerde okuduklarından dolayı Divan edebi­yatından etkilenmişlerdir.

  • Aşk, toplumsal olaylar, doğa güzellikleri işlenen başlıca konulardır.

  • Âşık edebiyatı dini etki taşımadan oluşmuş, din dışı bir edebiyattır.

  • Şiirler dörtlüklerle, hece ölçüsüyle ve daha çok yarım uyaklı olarak söylenmiştir.

  • Koşma, varsağı, semai, destan nazım şekilleri kullanılmış­tır.

  • Saz eşliğinde söylenen şiirlere içten bir söyleyiş hâkimdir.

  • Âşık edebiyatında, halkın konuştuğu sade bir Türkçe kul­lanılmıştır.

  • Kalem şairleri (kalem şuarası) divan edebiyatının etkisinde kalmış, beyitlerle, aruz ölçüsüyle ve divan edebiyatı na­zım şekilleri ve Arapça – Farsça sözcükleri kullanarak selis, satranç gibi şiirler yazmışlardır.



UYARI:Âşık kolları genellikle kola ismini veren âşıkla başlatılır. Bunlardan birkaçı şunlardır:

Ruhsati Kolu
Erzurumlu Emrah Kolu
Sümmani Kolu
Aşık Şenlik Kolu
Dertli Kolu
Derviş Muhammed Kolu
Zuhuri Kolu
Deli Derviş Feryadi Kolu





KOŞMA

Halk edebiyatında en çok kullanılan ve en çok sevilen nazım biçimidir.

KOŞMALARIN GENEL ÖZELLİKLERİ ŞUNLARDIR

  • Genellikle hece ölçüsünün on birli (6+5 ya da 4+4+3) kalıbıyla üç veya beş dörtlük arasında söylenir.
  • Şair koşmanın son dörtlüğünde adını ya da mahlasını söyler.
  • İlk dörtlüğün kafiye örgüsü xaxa ya da aaab biçiminde olur.
  • Diğer dörtlüklerin ilk üç dizesi kendi arasında kafiyelenir, dördüncü dize birinci dörtlüğün son dizesiyle kafiyelenir. Yani cccb, dddb…

Koşma Örneği

Eğer benim ile gitmek dilersen
Eğlen güzel yaz olsun da gidelim
Bizim iller kıraçlıdır açılmaz
Yollar çamur kurusun da gidelim

 

Karac’oğlan der ki buna ne fayda

Hiç rağbet kalmadı yoksula bayda
Bu ayda olmazsa gelecek ayda
On bir ayın birisinde gidelim

Karac’oğlan

 

KOŞMALAR İŞLEDİĞİ KONULARA GÖRE DEĞİŞİK İSİMLER ALIR.


a. Güzelleme: Aşk, hasret, ayrılık, doğa sevgisi gibi lirik konuları işleyen koşmalardır.

Evvel sen de yücelerden uçardın

Şimdi enginlere mi indin gönül

Derya deniz dağ taş demez aşardın

Kara menzilini aldın mı gönül

 

Yiğitliğim elden gitti yel gibi

Damağımda tadı kaldı bal gibi

Hoyrat eli değmiş gonca gül gibi

Bozulmuş bağlara döndün mü gönül

Karacaoğlan


b. Taşlama: Bir kişi olay ya da durumu eleştiren koşmalardır.

Ormanda büyüyen adam azgını

Çarşıda pazarda insan beğenmez

Medrese kaçkını softa bozgunu

Selam vermeğe dervişan beğenmez

Kazak Abdal


c. Koçaklama: Coşkun ve yiğitçe bir üslupla savaş ve kahramanlık konularını anlatan, savaşları tasvir eden koşmalardır.

Yiğitler silkinip ata binende

Derelerden boz kurtlara ün olur

Yiğit olan döne döne döğüşür

Kötüler kavgadan kaçar dön olur

Köroğlu


d. Ağıt: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan acıları anlatmak amacıyla söylenen ölü çıkan evlerde, matem toplantılarında okunup ağlanılan şiirlerdir.
Ağıtlar, eski Türk sagularını hatırlatır.
Ağıtların çoğu on birli hece ölçüsüyle söylenmiştir. (Anonim halk şiiri ürünü olan ağıtlar da vardır)

Can evimden vurdu felek neyleyim

Ben ağlarım çelik teller iniler

Ben almadım toprak aldı koynuna

Yârim diye bülbül diller iniler

Dadaloğlu

 

 

 

 

SEMAİ

Daha çok sevgi, doğa, güzellik gibi konuların işlendiği Aşık Tarzı Halk şiiri nazım şeklidir.

 

SEMAİNİN ÖZELLİKLERİ ŞUNLARDIR

  • Hece ölçüsünün sekizli kalıbıyla yazılır (4+4 duraklı ya da duraksız).
  • Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir.
  • Semailer, kendine özgü bir ezgiyle okunur.
  • Uyak düzeni koşma gibidir, (abab. cccb, dddb…)

Semai Örneği

İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif diye

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif diye

 

Elif’in uğru nakışlı

Yavru balaban bakışlı

Yayla çiçeği kokuştu

Kokar Elif Elif diye

Karacaoğlan

 

 

 

VARSAĞI

Güney Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri türkülerden gelişmiş bir biçimdir.


Varsağının özellikleri şunlardır:

  • Hecenin 8′li kalıbıyla söylenen koçaklama tarzı şiirlerdir.
  • Dörtlük sayısı ve uyak düzeni koşmayla aynıdır.
  • Kafiye örgüsü (xaxa, bbba, ccca…) şeklindedir.
  • Her yönüyle semaiye benzeyen varsağılar, onlardan ilk dörtlükte kullanılan bre, behey, hey, hey gidi gibi ünlemlerle ayrılır.
  • Varsağılar yiğitçe, mertçe bir üslupla söylenir.
  • Halk edebiyatında en çok varsağı söylemiş şair Karacaoğlan’dır.

Varsağı Örneği

Bre ağalar bre beyler

Ölmeden bir dem sürelim

Gözümüze kara toprak

Dolmadan bir dem sürelim

 

Aman hey Allah’ım aman

Ne aman bilir ne zaman

Üstümüzde çayır çemen

Bitmeden bir dem sürelim

Karacaoğlan

 

 

AŞIK TARZI HALK ŞİİRİNDE DESTAN


 

Halk şiirinin en uzun nazım biçimidir.
100 dörtlüğe kadar olanları vardır.
Genellikle hecenin 11′li kalıbıyla söylenir.
Kafiye örgüsü koşmayla aynıdır.
Savaş deprem, yangın, salgın, hastalık, eşkıya ve ünlü kişilerin serüvenleri gibi sosyal konuları işler.
Bunun yanında, mizahi ya da kişisel destanlar da vardır.

 

Esnaf Destanı

Nalbant oldum kırdım nalın çoğunu

Bir katır nalladım dinle oyunu

Meğer acemiymiş bilmem huyunu

Çenemi teptirdim nalın sökerken

 

Manav oldum elma armut tez çürür

Cambaz oldum ip üstünde kim yürür

Kasap oldum her gün gözüm kan görür

Yüreğim bayıldı kana bakarken

 

Ben bu sanatları bir bir dolaştım

Tekrar gelip şairliğe bulaştım

Kâmili mürşidin eline düştüm

Tekke-i aşk içre çile çekerken.

 

 

LEB DEĞMEZ (DUDAK DEĞMEZ)


 

Halk edebiyatımızda saz şairleri arasındaki atışmalar, taşlamalar gibi karşılaşmalarda âşıklar söyleyecekleri dörtlüklerde dudak seslerinden (b, f, m, p, v) harflerini kullanmazlar.

Dudak-değmez saz şairleri arasında karşılaşmalı yapıldığı gibi verilecek bir ayağa göre tek bir saz şairi de kendi başına “Dudak-değmez dalında hünerini gösterebilir.

Bunun için de iki dudak arasına bir iğne konur. Yanılma hâlinde iğne dudağa batarak kan çıkmasına yol açacağından, hakemlik yapanlara karşı bir itiraz söz konusu olmaz.

Bir lebdeğmez örneği:

Nice yıldır dil gireli zarına canan senin

Cana tek can asılıdır darına canan senin

Âşıkın daldan atarak yardaki aşnasın sen

Hayalet nice dayanak narına canan senin