• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edebiyatcimiz

Bir Amerikan Mandacısı:Halide Edip Adıvar


    

 Bir Amerikan Mandacısı 
    Halide Edip Adıvar

          

      [Bu görüşü savunanlar, ABD Başkanı Wilson'un ünlü 14 ilkesinden 12.'sinin Türklerin çoğunlukta bulunduğu topraklarda bağımsız bir Türk devletinin kurulmasına uygun olduğunu savunarak "Türk-Wilson Cemiyeti" kurdular. Bu dernek, 5 Aralık 1918 tarihinde, Halide Edip Adıvar, Yunus Nadi Abalıoğlu, Ahmet Emin Yalman gibi kişilerin imzalarıyla ABD Başkanı Wilson'a Amerikan mandası istemiyle başvurdu. Mektupta, azınlıkların haklarının güvence altında olacağı, önemli bakanlıklara birer Amerikalı Baş Müsteşar atanacağı, yine Amerikalı Baş Müsteşar Başkanlığı'nda toplanacak bu Müsteşarlar Kurulu'nun ülkeyi geliştirecek reformları saptayıp, uygulamaya koyacağı, reformların yürütülmesi hakkında milletçe güvence verileceği, polis ve jandarmanın bir Amerikalı genel müfettişe bağlanacağı belirtiliyordu.] 


      Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne 
      Saygıdeğer Efendim, 
      
      Memleketin siyasî durumu en son kertesine geldi. Kendimize bir yön çizebilmek için, Türk milletinin zarını atıp olumlu bir durum alma zamanı ise geçmek üzere bulunuyor. 
      Dış durum İstanbul'da şöyle görünüyor : 
      Fransa, İtalya, İngiltere, Türkiye'nin mandaterlik meselesini Amerikan Senatosu'na resmen teklif etmiş olmakla birlikte, Senato'nun bu teklifi kabul etmemesi için bütün güçlerini kullanıyorlar. Taksimden pay kaçırmak elbette işlerine gelmiyor. 
      Suriye'de aradığını bulamayan Fransa, zararını Türkiye'den kapatmak istiyor. İtalya namuslu bir emperyalist olduğundan, savaşa ancak Anadolu'nun bölüşülmesinde pay almak için girdiğini açıktan açığa söylüyor. İngiltere'nin oyunu biraz daha incedir. 
      İngiltere, Türk'ün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlık kazanmasını, gelecekte bile istemiyor. Yeni imkân ve görüşlerle; tamamen çağdaş ve kuvvetli bir Müslüman-Türk hükümeti başında hilâfet de olursa, İngiltere'nin elindeki müslüman esirleri için kötü bir örnek olur. İngiltere Türkiye'yi bütünü ile ele geçirebilse, kafasını kolunu koparır, birkaç yılda sadık bir sömürge durumuna sokar. Buna, memleketimizde en başta ve özellikle dinî sınıflar çoktan taraftardırlar. Fakat bunu Fransa ile dövüşmeden yapabilmek mümkün olamayacağından taraftar olamaz. Fakat, Türkiye'yi bütün olarak korumak gereği duyulursa, yani bölüşmenin büyük askerî fedakârlıklarla yapılabileceğini anlarsa Lâtinleri sokmamak için Amerikan görüşünü tutar ve destekler. Nitekim İngiliz siyasetçileri arasında zaten bu görüşe eğilimli olanlar vardır. Morisson (Morison) gibi ünlü kimseler Amerika'nın Türkiye'de manda kurmasını istiyorlar.
      Başka bir çözüm yolu da, Türkiye'yi Trakya'dan, İzmir'den, Adana'dan, belki de Trabzon'dan ve hele İstanbul'dan yoksun bıraktıktan sonra, eski Kapitülasyonları ve boğulmaya mahkûm iç sınırlarıyla başbaşa bırakmak. 
      Biz İstanbul'da, kendimiz için, bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını içine almak üzere geçici bir Amerikan mandasını ehven-i şer olarak görüyoruz. Dayandığımız noktalar şunlardır : 


      1- Aramızda, hangi şartlar altında olursa olsun, Hıristiyan azınlıklar kalacaktır. Bunlar hem Osmanlı vatandaşı olma haklarından yararlanacaklar hem de dışarıda bir Avrupa devletine dayanarak karışıklık çıkaracaklar, sürekli olarak müdahaleye yol açacaklar ve zaten göstermelikten ibaret olan bağımsızlığımızdan azınlıklar adına her yıl bir parça daha kaybedeceğiz. 
      Güçlü bir hükümet ve çağdaş bir idare kurulabilmesi için, patrikhanenin siyasî imtiyazla, azınlıkların kuvvetli devletler vasıtasıyla yaptıkları sürekli tehditler ortadan kalkmalıdır. Küçük ve zayıf bir Türkiye bunu başaramayacaktır. 
      2 - Biribirini yok eden, çıkar sağlama, hırsızlık, macera ve şöhret için yaşayanların hırsını doyuran bu hükümet anlayışı yerine, milletin refah ve kalkınmasını sağlayabilecek, halkı ve köyleri, sağlığı ve zihniyeti ile çağdaş bir halk durumuna getirebilecek bir hükümet anlayış ve uygulamasına ihtiyacımız var. Bunun için gerekli olan paraya uzmanlığa ve kudrete sahip değiliz. Siyasî dış borçlar, siyasî esareti artırıyor. Taraf tutma, cahillik ve çok konuşmaktan başka olumlu bir sonuç veren yeni bir hayat yaratamıyoruz. 
      Bugünkü hükümet, adamlarını takdir etmese bile, halkı ve halk hükümeti kurulmasını yararlı gören Filipin gibi vahşî bir memleketi, bugün kendi kendini idareye muktedir çağdaş bir makine haline koyan Amerika, bu konuda çok işimize geliyor. On beş yirmi yıl sıkıntı çektikten sonra yeni bir Türkiye'yi, her ferdi öğrenimi ve zihniyetiyle gerçek bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye'yi, ancak yeni dünyanın kabiliyeti yaratabilir. 
      3 - Yabancı devletlerin Türkiye üzerindeki rekabetlerini ve kuvvetlerini memleketimizden uzaklaştırabilecek bir yardımcıya ihtiyacımız var. Bunu ancak Avrupa dışında ve Avrupa'dan daha güçlü bir elde bulabiliriz. 
      4 - Bugünkü oldu bittileri ortadan kaldırmak ve davamızı sür'atle dünyaya karşı savunabilmek için, gerekli güce sahip bir devletin yardımını istemek lâzımdır. Yayılma siyaseti güden Avrupa'nın başvurduğu binbir yol ve alçakça siyasetine karşı böyle bir vekil olarak Amerika'yı kendimize kazanarak ortaya atabilirsek, Doğu Meselesi'ni de Türk Meselesi'ni de gelecek için kendimiz çözümlemiş olacağız. 
      Bu sebeplerden dolayı, bir an önce istememiz gereken Amerikan mandası da, elbette sakıncasız değildir. Haysiyetimizden epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Yalnız, bazılarının düşündüğü gibi, Amerika'nın resmî sıfatında dinî eğilim ve taraf tutma yoktur. Hıristiyanlara para verecek misyoner kadın Amerika'sı, Amerika'nın yönetim mekanizmasında bir yer tutmaz. Amerika'nın yönetim mekanizması dinsiz ve milliyetsizdir. O, türlü cins ve mezhepten insanları çok uyumlu ve kaynaşmış olarak bir arada tutmanın yolunu biliyor. 
      Amerika, Doğu'da mandaterlik yapmak Avrupa'da başına dert açmak niyetinde değildir. Fakat onların onur meselesi yaptıkları şey, yöntemleri ve idealleri ile Avrupa'dan daha üstün bir millet olmak iddiasıdır. Bir millet içtenlikle Amerikan milletine başvurursa, Avrupa'ya, girdikleri memleket ve milletin yararına nasıl bir idare kurduklarını göstermek isterler. 
      Amerikan resmî mahfillerinin önemli şahsiyetleri arasında epey lehimize bir hava oluştu. İstanbul'a Ermeni dostu olarak gelen birçok hatırı sayılı Amerikalı, Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak döndüler. 
      Bu akımı temsil eden resmî ve gayrî resmî Amerikan görüşünün altında yatan gizli düşünce şudur: Türkiye'yi parçalamamak, eski sınırları içinde bir bütün halinde olduğu gibi korumak şartıyla genel ve tek bir mandaya bağlamak. Suriye, Amerikan Komisyonu orada iken, genel bir kongre toplayarak Amerika'yı istemiştir. Suriye'nin bu isteği Amerika'da çok iyi karşılanmıştır. 
      Amerika, bizim topraklarımız üzerinde Ermenistan kurmaya niyetli görünmüyor. Eğer mandayı alırlarsa, bütün milletleri eşit şartlar altında bir memleket evlâdı olarak kabul edip alacaklarını önemli çevrelerden haber aldım. 
      Ne var ki, Avrupa, mutlaka bir Ermenistan meselesi ortaya çıkarmak -özellikle İngiltere- Ermenilere tavizler vermek istiyor. Amerikan kamuoyunda zulüm görmüş Ermeniler adına bir oyun oynamaya çalışıyor. Avrupa korkusu bizim fikir adamlarını düşündürüyor. Reşat Hikmet Bey gibi, Câmi Bey gibi, hattâ millî birliğe şekil veren diplomatlarımızın, Ermeni meselesi için bir çözüm yolu tavsiyeleri var. Resmen size yazılıyor. 
      Çok tehlikeli anlar geçiriyoruz. Anadolu'daki mücadeleyi dikkat ve sevgiyle izleyen bir Amerika var. Hükümet ve İngilizler, bunun Hıristiyanları öldürmek, İttihatçılar getirmek için yapılan bir hareket olduğu düşüncesini Amerika'ya elbirliği ile benimsetmeye çalışıyorlar. 
      Her an bu Millî Mücadele'yi durdurmak için kuvvet gönderilmesi tasarlanıyor; bunun için İngilizleri kandırmaya çalışıyorlar. Millî Mücadele sür'atle ve olumlu isteklerle kendini ortaya koyarsa ve Hıristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa Amerika'da hemen destek bulacağını yine çok önemli çevreler garanti ediyorlar. 
      Sivas Kongresi toplanıncaya kadar, Amerikan komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. Hattâ, kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeyi de belki başarabileceğiz. 
      İşte bütün bunlar karşısında, dâvâmızda bize yardımcı olabilmesi için, bu fırsat dakikalarını kaybetmeden, bölüşülme ve çözülme korkusu karşısında, kendimizi Amerika'ya başvurmaya mecbur görüyoruz Vasıf Bey kardeşimizle bu hususta birleştiğimiz noktaları kendisi de ayrıca yazacaktır. 
      Türkiye'yi azim ve irade sahibi geniş görüşlü bir iki kişi belki kurtarabilir. Macera ve boğuşma devri artık geçmiştir. Gelecek için kalkınma ve birlik savaşı açmaya mecburuz. Sınırlarında bu kadar çok evladı ölen zavallı memleketimizin düşünce ve medeniyet savaşında kaç tane şehidi var. Biz Türkiye'nin hayırlı evlâtlarından, yarının kurucuları olmalarını istiyoruz. Sizin, Rauf Bey kardeşimizle birlikte, temelleri bile çöken zavallı memleketimiz için uzakları görerek düşünüp çalışmanızı bekliyoruz. 
      Saygılarımı gönderir, başarınıza dua ederim. Millî dâvâda canıyla başıyla çalışanlar arasında, sade bir Türk askerinin alçak gönüllülüğü ile, sizinle birlikte olduğumu ifade ederim. 
     

10.8.1919 
Halide Edip






Erzurum'da on dört gün sürdü Kongre : 
orda, mazlum milletlerden bahsedildi 
                            bütün mazlum milletlerden 
ve emperyalizme karşı dövüşlerinden onların.

Orda, bir Şûrayı Millî'den bahsedildi, 
İradei Milliyeye müstenit bir Şûrayı Millî'den. 
Buna rağmen, 
"Âsi gelmiyelim" diyenler vardı, 
                "makamı hilâfet ve saltanata." 
Hattâ casuslar vardı içerde.

Buna rağmen, 
"Bütün aksâmı vatan birküldür" denildi. 
"Kabul olunmaz," denildi, 
                        "Manda ve Himaye..."

Buna rağmen, 
İstanbul'da birçok hanımlar, beyler, paşalar, 
Türk halkından kesmişlerdi umudu. 
Yağdırıldı telgraflar Erzurum'a : 
  "Amerikan mandası altına girelim," diye. 
  "İstiklâl, diyorlardı, şâyanı arzu ve tercihtir, amma 
    bugün bu, diyorlardı, mümkün değil, 
    birkaç vilâyet, diyorlardı, kalacak elde, 
    şu halde, diyorlardı, şu halde, 
    Memâliki Osmaniye'nin cümlesine şâmil 
                    Amerikan mandaterliğini talep etmeği 
                                memleketimiz için en nâfi 
                                        bir şekli hal kabul ediyoruz."

Fakat bu şekli halli kabul etmedi Erzurumlu. 
Erzurum'un kışı zorludur balam, 
buz tutar yiğitlerin bıyığı. 
Erzurum'da kaskatı, dimdik ölür adam, 
                  kabullenmez yılgınlığı...

İstanbul'da hanımlar, beyler, paşalar, 
tül perdeler, kravatlar, apoletler, şişeler, 
çıtı pıtı dilleri ve pamuk gibi elleri 
                  ve biçare telgraf telleri 
                  devretmek için Amerika'ya Anadolu'yu 
                  şöyle diyorlardı Erzurum'dakilere : 
"Bizi bir başımıza bıraksalar, 
  tarafgirlik, cehalet 
              ve çok konuşmaktan başka müspet 
                                            bir hayat kuramayız. 
  İşte bu yüzden Amerika çok işimize geliyor. 
  Filipin gibi vahşi bir memleketi adam etti Amerika. 
  Ne olacak, 
  Biz de on beş, yirmi sene zahmet çekeriz, 
  sonra Yeni Dünya'nın sayesinde 
  İstiklâli kafasında ve cebinde taşıyan 
                            bir Türkiye vücuda geliverir. 
  Amerika, içine girdiği memleket ve millet hayrına 
                            nasıl bir idare kurduğunu 
                                        Avrupa'ya göstermek ister. 
  Hem artık işi uzatmağa gelmez. 
  Çok tehlikeli anlar yaşıyoruz. 
  Sergüzeşt ve cidâl devri geçmiştir : 
  Türkiye'yi, geniş kafalı birkaç kişi belki kurtarabilir." 
  
4 Eylül 919'da toplandı Sıvas Kongresi, 
ve 8 Eylülde 
      Kongrede bu sefer 
                    yine ortaya çıktı Amerikan mandası. 
Ak koyunla kara koyunun 
                                  geçitte belli olduğu günlerdi o günler. 
Ve İstanbul'dan gelen bazı zevat, 
                        sapsarı yılgınlıklarıyla beraber 
                        ve ihanetleriyle birlikte 
                        bir de Amerikan gazeteci getirmiştiler. 
Ve Erzurumlulardan ve Sıvaslılardan ve Türk milletinden çok 
                        işbu Mister Bravn'a güveniyorlardı. 
Bu zevata : 
    "İstiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz efendiler!" 
                                                            denildi. 
Fakat ayak diredi efendiler : 
        "Mandanın, istiklâli ihlâl etmiyeceği muhakkak iken," 
                                                                        dediler, 
        "Herhalde bir müzâherete muhtacız diyorum ben," 
                                                                    dediler, 
        "Hem zaten," 
                      dediler, 
        "birbirine mani şeyler değildir 
                                      istiklâl ile manda. 
          Ve esasen," 
                          dediler, 
        "müstakil kalamayız böyle bir zamanda. 
          Memleket harap, 
                          toprak çorak, 
                                  borcumuz 500 milyon, 
                                              vâridat ise 15 milyon ancak. 
          Ve Allah muhafaza buyursun 
                          İzmir kalsa Yunanistan'da 
                                    ve harb etsek
                                              düşmanımız vapurla asker getirir. 
          Biz Erzurum'dan hangi şimendiferle nakliyat yapabiliriz? 
          Mandayı kabul etmeliyiz, hemen," 
                                                        dediler. 
        "Onlar dretnot yapıyor, 
          biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz. 
          Hem, İstanbul'daki Amerikan dostlarımız : 
          Mandamız korkunç değildir, 
                                      diyorlar, 
          Cemiyeti Akvam nizamnamesine dahildir, 
                                                        diyorlar."

Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul'dan gelen zevat. 
Sıvas, mandayı kabul etmedi fakat, 
            "Hey gidi deli gönlüm," 
                                        dedi, 
            "Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm, 
              ya İSTİKLAL, ya ölüm!" 

                                                                                                                                                                                    Nazım Hikmet 
                                                                     Kuvayi Milliye Destanı