• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edebiyatcimiz

Miili Edebiyat

                 

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ

(1911-1923)




 

 

      1911 de Ömer Seyfettin’in önderliğinde Selanik’te çıkarılan Genç Kalemler dergisinde Yeni Lisan adlı makalesinin yayımlanmasıyla başlar.

 Milli Edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketidir. Sade Türkçenin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konulmuştur.

Milli Edebiyat terimi de ilk defa bu dergide kullanılmıştır.

Bu dönem sanatçılarının şiir anlayışıyla, Fecr-i Ati topluluğunun şiir anlayışı birbirinden pek farklı değildir. “Şiir vicdani bir keyfiyettir” düşüncesinde olan şairleri bireysel konuları işlerler.


Daha sonra 1917 yılında yaptıkları bir toplantıda, hece ölçüsünü kullanma, günlük konuşma diliyle yazma noktasında birleşen şairlerin, içerik konusunda her birinin ayrı bir yaklaşımda olduğu gözlenir.

Bu dönem sanatçıları Divan edebiyatını, Doğu edebiyatının, sonrasını ise Batı edebiyatının taklitçisi olmakla suçlarlar.

Şiirde daha çok bireysel konulara yönelen bu dönem sanatçıları, roman ve öyküde sosyal meselelere eğilmişler; milliyetçilik düşüncesi, Kurtuluş savaşı gibi konuları ele almışlardır.

Konuların İstanbul dışına çıkarılması da bu dönemin belirgin özelliklerindendir. Ayrıca “aşk” bu dönem roman ve hikayesinin en önemli temasi olarak dikkat çeker.

Bu eserlerde dil günlük konuşma dilidir.

 





MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN DİL ANLAYIŞI

1) Yabancı dilbilgisi kuralları, Arapça, Farsça ad ve sıfat tamlamaları bırakılmalıdır.

2) Yabancı sözcükler, kendi dillerinde dilbilgisi bakımından hangi türden olursa olsun, Türkçede ne olarak kullanılıyorsa, dilbilgisi yönünden o türden sayılmalıdır.

3) Arapça ve Farsçadan gelen sözcüklerden, konuşma diline kadar girip yaygınlaşmış olanlar Türkçeleşmiş sayılmalı ve kullanılmalıdır.

4) İstanbul hanımlarının günlük konuşma dili esas alınmalıdır.

5) Terimler bilimle ilgili oldukları için aynen kullanılmalıdır.

6) Türkiye Türkçesine diğer Türk lehçelerinden sözcük alınmamalıdır.

7)  Bu dönem roman ve hikayelerinde İstanbul dışına çıkılmıştır.

8) Roman ve hikaye teknik açıdan güçlenmiştir





 

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ    SANATÇILARI
 



ÖMER SEYFETTİN (1884-1920)



 Milli Edebiyat hareketinin önderlerinden olan sanatçı daha çok hikayeleriyle tanınmıştır.

Maupassant(Olay) öykü türünün en önemli temsilcisidir.

Selanik'te çıkarılan Genç Kalemler dergisinde yazdığı “Yeni Lisan makalesinde ortaya koyduğu edebiyat görüşlerini, hikayelerinde uygulamaya çalışmış ve başarılı olmuştur.

  •  

  • Küçük hikâyeyi tamamen bağımsız bir tür haline getirmiştir. Türk edebiyatında hikâyeciliği meslek haline getirmiştir.

  • Edebiyatımızda hikâye türünün gelişmesinde etkili olmuştur. 140 kadar hikâye yazmıştır.

  • Hikâyelerinin konularını çoğunlukla gerçek yaşamdan almıştır. Bu hikâyelerinde yapmak istediği şey, milli bilinci uyandırmaktır.

  • Toplumun aksak yönlerini mizah yoluyla eleştirmiştir.

  • Batı hayranlığı içinde yozlaşmış züppe tipleri eleştirir.

  • Hikâyelerinin konularını çocukluk anılarından, halk geleneklerinden, tarihi olaylardan, menkıbe, efsane, kahramanlıklardan ve günlük yaşamdan almıştır.

  • Kaşağı, İlk Namaz, And, Falaka çocukluk dönemini, Başını Vermeyen Şehit, Forsa, Topuz, Kızıl Elma Neresi ve Pembe İncili Kaftan” tarihi olayları konu edindiği öyküleridir. Türk milletine Balkanlar’da yapılan zulümleri de anlatır.

  • Beyaz Lale, Bomba, Hürriyet Bayrakları, Primo Türk Çocuğu milli bilinci uyandırmak amacıyla Türkçülük düşüncesiyle yazdığı Balkan Savaşları ve Çanakkale Savaşı’nı ele alan öyküleridir.

  • Efruz Bey, kahraman etrafında yazılan hikâyeyi örnekler.

  • “Bahar ve Kelebekler” kadın konusunu işleyen hikâyedir.

  • Perili Köşk, evin içini anlatan hikâyelerdendir.

  • Bazı hikâyeleri doğrudan mizahla ilgilidir: “Yüksek Ökçeler, Koç, Külah, Mahcupluk İmtihanı

  • Hikâyeleri genellikle beklenmedik biçimde sonuçlanır.

  • Edebiyatımızda “olay” öyküsü denilen “Maupassant tarzı (klasik)” öykünün en önemli temsilcisidir.

  • Realizm akımının etkisinde kalmıştır.

  • Hikâyelerinde gözleme önem vermiştir.

  • Hikâye kahramanlarında psikolojik yönden bir derinlik yoktur.

  • Ruh çözümlemelerine önem vermemiştir.

  • Hikâyelerinde çok sade bir dil kullanmıştır. Günlük konuşma dilini kullanmıştır.

  • İlyada ve Kalevela adlı destanları Türkçeye çevirmiştir.




 

Hikayeleri: İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Gizli Mabet, Asilzadeler, Bahar ve Kelebekler, Beyaz Lale adı verilen kitaplarda toplanmıştır.

 

Romanları

  • Ashabı Kehfimiz(1918)
  • Efruz Bey (1919)
  • Yalnız Efe (1919, 1988)

Yalnız Efe: Yalnız Efe, Kumdere köyünden Yörük Hoca’nın on altı yaşındaki kızı Kezban’dır. Babasını vurduran tefeci Eseoğlu’nun tutuklanmaması ve kendisinin ısrarı yüzünden dövülmesi üzerine silahlanıp dağa çıkar, zulüm yapanları öldürür. Bir gün dağda sarılınca askerlere zarar vermek istemez. Yaylım ateşi sonucunda vurulduğunu sanan askerler, bir çam dibinde onun martiniyle geyik postu seccadesinden ve yeşil namaz başörtüsünden başka bir şey bulamazlar. Yalnız Efe kayıplara karışmıştır.


Yüksek Ökçeler: Ömer Seyfettin, bu hikâyesinde Hatice Hanım karakteriyle Batı hayranlığını, şekil üzerinde uygulamaya çalışan bir kadın tiplemesinden faydalanarak dile getirir. Tanzimat Edebiyatı’nda sıkça işlenen bu konu Ömer Seyfettin’de bu hikâye ile devam eder. Hikâyenin sosyal içerikli diğer bir konusu da izdivaç olayındaki çarpıklığın dile getirilişidir. Devrin getirdiği sosyal yapılanma kadınların genç yaşta ilerlemiş yaştaki erkeklerle evlendirilmesine zemin hazırlıyordu. Hatice Hanım da on üç yaşında iken altmış altı yaşında zengin bir ihtiyarla evlenmiştir. Hatice Hanım bu izdivacın sonunda erkeklerden nefret etmeye başladığı görülür. Eşinin ölümünden sonra da bir daha evlenmemesi bu tepkinin sonucudur. Hatice Hanım’ın batı hayranlığı yüksek ökçeli ayakkabı merakıyla dile getirilir. Bu merak Hatice Hanım’ın rahatsızlanmasına da sebep olmuştur. Devrin bu çarpık merakı Ömer Seyfettin’ in kendi kaleminde şekilcilik boyutuyla kendi üslubuyla dile getirilir. Bu çalkantılarda zamanla etkilenen Hatice Hanım da artık gözünün görmediğinden vicdanım rahat düşüncesi ile eski hayatına tekrar geri döner.


Beyaz Lale: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hıristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürdükleri anlatılmaktadır. Amaçları özgür bir Bulgar toplumu yaratmaktır.


Kızıl Elma

Türkler özellikle Oğuz Türkleri için Kızıl Elma, üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşlerdir. Türk mitolojisinde “Kızılelma” Türklerin Orta Asya’daki yurtlarını terk ettikten sonra, varmak istedikleri yeni hedef olarak tanımlanır. Bu sebeple de, hep Kızılelma’yı bulmak için, göçler ve seferler düzenlemişlerdir. Kızılelma, hayali olmakla beraber, aslında bir “amacı”, bir “hedefi” temsil etmektedir; bağımsız, bereketli topraklarda, mutlu yaşamak üzere varılmak istenen bir hedeftir. Bu konu Milli Edebiyatçıların eserlerinde sıklıkla işlenir. Bu konuda deneme ve sohbetler yazıldığı gibi Ömer Seyfettin bir de hikâye yazar.


 




ZİYA GÖKALP (1876-1924) 

  • Genç Kalemler dergisinde yayımladığı “Turan” şiiri ile Turancılık düşüncesini benimsediğini ortaya koymuştur.

  • Bu hareketin öncüsüdür.

  • Milli Edebiyatın düşünce temelini atmıştır. Aynı zamanda ilk Türk sosyologlarındandır, sosyoloji ile ilgili önemli makaleler yazmıştır.

  • Genç Kalemler, Türk Yurdu, Yeni Mecmua dergilerinde yazmıştır.

  • Türkçülük düşüncesini sistemleştirmiştir ve eserlerinde işlemiştir. “Türkçülüğün Esasları” adlı yapıtında Türkçülük ve milliyetçilik hareketinin ilkelerini sistemli bir biçimde açıklamıştır.

  • Edebiyatı ve şiiri düşüncelerini açıklamada bir araç olarak görmüştür. Şiir için değil, şuur için” ifadesini kullanarak “toplum için sanat anlayışını benimsemiştir.

  • Bir dönem aruz ölçüsünü kullanmış; ancak şiirlerinde genellikle hece ölçüsünü kullanmıştır. 7, 8 ve 11’li kalıpları kullanmıştır.

  • Dili oldukça sadedir, sanatlardan uzak bir dil kullanmıştır.

  • Lirizmden uzak bir söyleyişi vardır. Daha çok didaktik şiirler yazmıştır. Masal niteliği taşıyan şiirleri ve manzum destanları vardır.

  • Biçim yönünden ilk zamanlar gazel, kıta gibi divan edebiyatı nazım biçimlerini, sonra halk edebiyatı nazım biçimlerini kullanmıştır.

  • Dile büyük önem vermiştir. Batı dillerinden alınan sözcüklerin karşılığı olarak yeni sözcükler bulmuştur.

  • Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça sözcüklerin atılması gerektiğini savunmuş ve halk diline yerleşmiş olanları “Türkçeleşmiş Türkçe” olarak kabul etmiştir. Dil konusundaki düşüncelerini “Lisan” adlı şiirinde açıklamıştır.

  • !!!  Beş Hececiler üzerinde etkili olmuş, aruzu bırakarak hece ölçüsüne geçmelerini sağlamıştır.

 

 

Eserleri:

 

Şiir: Kızıl Elma, Altın Işık, Yeni Hayat

 

Nesir: “Türkçülüğün Esasları”, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”; “Türk Medeniyeti Tarihi”, “Malta Mektupları”.

 




 

Ali Canip Yöntem (1876-1924)



Edebi Kişiliği

Edebiyata şiirle başlamış, hece ölçüsüyle ve yalın bir dille yazdığı şiirlerini 1917-1918″de Yeni Mecmua’da yayımlamıştır.

Şiirlerini Milli Edebiyat anlayışına göre sade bir dille ve hece ölçüsüyle yazan Ali Canip’in tek şiir kitabı “Geçtiğim Yol adlı eseridir.

Şiir dışında edebiyat araştırmalarıyla da ilgilenen sanatçı Türk Yurdu’nda yayımlanmış olan makalelerini Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Beyle Münakaşalarım (1918) adlı kitapta toplamıştır.



 

  • Önce Fecriati’de yer almış, sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer almıştır.

  • Aruzdan heceye geçmiş, sade dille şiirler yazmıştır.

  • Yeni Lisan anlayışının savunucusu olmuştur.

  • Lise edebiyat programlarının düzenlenmesinde çalışmış ve ders kitapları hazırlamıştır.

  • Makaleleri ve edebiyat tarihçiliğiyle tanınır.

  • Polemikçidir. Cenap Şahabettin ile edebiyat anlayışı üzerine tartışmıştır.


Eserleri:

  • Şiir: Geçtiğim Yol

  • Makale: Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap’la Münakaşalarım

  • İnceleme: Ömer Seyfettin, Epope

  • Antoloji: Türk Edebiyat Antolojisi





REFİK HALİT KARAY (1888-1965) 



     

   

Atatürk'e yazdığı şiir ve mektuplarla 150'likler listesindekilerin affedilmesinde çok büyük rol oynadı.

Af kanunu ile yurda döndü, daha önceden çıkardığı Aydede adlı mizah dergisini tekrar yayınladı.

  • Önce Fecriati’de, sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer almıştır.

  • Hikâyeciliğin konularını genişletmiş, konularını ve çevresini Anadolu’ya taşımıştır.

  • Anadolu insanının dünyasını ve sorunlarını hikâyelerinde işlemiştir.

  • Kahraman olarak Anadolu kadınları, kasaba memurları, köylüler ve köy imamlarını seçmiştir.

  • Hikâye ve romanlarını üstün gözlem yeteneğiyle oluşturmuştur. Olay ve kişileri en ince ayrıntısına kadar yansıtmıştır.

  • Kişilerin iç dünyasına pek eğilmez. Eserlerinde tasvirler de başarılıdır.

  • Mizah, eserlerinde önemli yer tutar.

  • Toplumsal eleştiriye yer vermiştir.

  • Kişilerin kurnazlık, çıkarcılık, dürüst olmayan özellikleriyle ilgili çözümlemeler yapar.

  • Kişileri yaşadıkları sosyal çevreyle birlikte ele alır.

  • Konuşma dilini tüm canlılığıyla yansıtır. Kıvrak ve sürükleyici bir anlatımı vardır.

  • “Kirpi” takma adıyla siyasal mizah yazıları yayımlamış, bunları “Kirpi’nin Dedikleri adlı yapıtında toplamıştır. Bu yazılarından dolayı bir süre sürgüne gönderilmiştir.

  • Romanlarının çoğunda aile kavramını ele almıştır.



Okumadan Geçme!!!

Anadolu'da bir patırtı bir gürültü, kongreler, beyannameler filan.. 

Sanki birşey yapabilecekler...Blöf yapmanın sırası mı şimdi?

Hangi teşkilatın ne gücün var! bu ne hayal!

Kuzum mustafa sen deli misin!

    Demiştir ve miili mücadeleye destek olmak yerine o yolda çalışanları da hayal perest olarak nitelendirmiştir.






 Eserleri:

Romanlar

  • İstanbul'un İç yüzü (1920)
  • Ay Peşinde (1922)
  • Yezidin Kızı (1939)
  • Çete (1940)
  • Sürgün (1941)
  • Anahtar (1949)
  • Nilgün (1950-1952)
  • Yeraltında Dünya Var (1953)
  • Dişi Örümcek (1953)
  • Bugünün Saraylısı (1954)
  • Kadınlar Tekkesi (1956)
  • Dört Yapraklı Yonca (1957)
  • Yerini Seven Fidan(1977)
  • Ekmek Elden Su Gölden (1980)
  • Ayın On Dördü (1980)

Hikayeler

  • Memleket Hikayeleri (1919)
  • Gurbet Hikayeleri (1940)
  • Eskici
  • Garaz

Öykü

  • Memleket Hikayeleri
  • Gurbet Hikayeleri

Mizah

  • Kirpinin Dedikleri
  • Agop Paşa’nın Hatıraları
  • Ay Peşinde
  • Tanıdıklarım
  • Guguklu Saat

Günce

  • Bir İçim Su
  • Bir Avuç Saçma
  • İlk Adım
  • Üç Nesil Üç Hayat
  • Makyajlı Kadın
  • Tanrıya Şikayet

Anı

  • Minelbab İlelmihrab
  • Bir Ömür Boyunca (1990, 1996, 2011)

Oyunlar

  • Kanije Müdaafası (1909)
  • Deli (1939)

 

 

 

HALİDE EDİP ADIVAR (1884-1964)



  • Milli Edebiyat Döneminin tanınmış ilk kadın romancısı ve hikâyecisidir.

  • İngiliz dili ve edebiyatı profesörüdür. Bazı eserlerini İngilizce yayımlamıştır.

  • Fatih ve Sultan Ahmet’te yaptığı mitingleriyle tanınır.

  • Tasvir ve tahlilde başarılıdır. Tasvirleri realist nitelik taşır.

  • Karakterleri bulunduğu çevreye göre konuşturur.

  • Romanlarında gözlem önemlidir.

  • Konuşma diline bağlı kalmıştır.

  • Dili özensizdir, eserlerinde basit dil yanlışları vardır.

  • İlk romanlarında aşk konusunu işlemiş, kadın psikolojisi üzerinde durmuştur. Bu romanlarının kahramanları genellikle Batılı bir anlayışla idealize edilmiş, güçlü ve kültürlü kadınlardır.

  • Sonra Türkçülük akımını benimsemiştir, Milli Edebiyat akımının tanınmış ilk kadın romancısı olmuştur.

  • Kurtuluş Savaşı yıllarında milli duyguları öne çıkaran romanlar yazmıştır.

 

Eserleri

Roman

  • Heyulâ (1909)
  • Raik’in Annesi (1909)
  • Seviyye Talip (1910)
  • Handan (1912)
  • Son Eseri (1913)
  • Yeni Turan (1913)
  • Mev'ud Hüküm (1918)
  • Ateşten Gömlek (1923)
  • Vurun Kahpeye (1923)
  • Kalp Ağrısı (1924)
  • Zeyno'nun Oğlu (1928)
  • Sinekli Bakkal (1936)
  • Yolpalas Cinayeti (1937)
  • Tatarcık (1939)
  • Sonsuz Panayır (1946)
  • Döner Ayna (1954)
  • Akile Hanım Sokağı (1958)
  • Kerim Usta'nın Oğlu (1958)
  • Sevda Sokağı Komedyası (1959)
  • Çaresaz (1961)
  • Hayat Parçaları (1963)


Hikâye

  • Harap Mabetler (1911)
  • Dağa Çıkan Kurt (1922)
  • İzmir'den Bursa'ya (1963)
  • Kubbede Kalan Hoş Seda (1974)

Anı

  • Türkün Ateşle İmtihanı (1962)
  • Mor Salkımlı Ev (1963)

Oyun

  • Kenan Çobanları (1916)
  • Maske ve Ruh (1945)

 

 



REŞAT NURİ GÜNTEKİN (1889-1956)



  • Güçlü bir gözlemciliği vardır.

  • Anlatımda ve psikolojik tahlillerde başarılıdır.

  • Sade bir dil kullanmış, konuşma dilinin canlılığını yansıtmayı başarmıştır. Diyalogları canlıdır.

  • Eserlerinde yurdun çeşitli yerlerindeki olumlu-olumsuz görünümleri, yanlış Batılılaşmayı, batıl inanışları kişisel duygularıyla birleştirerek anlatmıştır.

  • Bozulan insani değerleri ve ahlak yapısını işlemiştir.

  • Eserlerinde mizah öğesi ve ince espriler de yer alır.

  • Eleştirdiği tipleri acımasızca eleştirir.

  • Romanlarında güçlü bir gözleme dayanan realizm vardır.

  • 20. yüzyıl Türk edebiyatının en büyük romancılarındandır.

 

Çalıkuşu: Eser ilkin “İstanbul Kızı” olarak basılmıştır, daha sonra Çalıkuşu adıyla roman haline getirilmiştir. Feride, küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş subay kızıdır. Teyzesinin korumasıyla “Notre Dame de Sion” yatılı okulunda okur. Çok yaramaz olduğundan “Çalıkuşu” adı takılır. Teyzesinin oğlu Kamuran’a aşık olur ve evlenmeye karar verirler. Feride, düğün günü Kamuran’ın İsviçre’deyken başka biriyle ilişkisi olduğunu öğrenir ve her şeyi bırakarak kaçar. Öğretmenlik yaparak Anadolu ‘yu dolaşmaya başlar. Güzelliği her yerde başına dert açmıştır. Başka bir yerde tanıştığı Hayrullah Bey’e Kuşadası’nda tekrar rastlar. Hayrullah Bey Feride’yi kızı gibi korumaya başlar, halkın da dedikodusu üzerine göstermelik bir evlilik yaparlar. Feride’nin günlüğünü bulan Hayrullah Bey, günlüğü okur ve saklar. Hastalanınca Feride’ye ölümünden sonra, verdiği kapalı bir zarfı Kamuran’a iletmesini vasiyet eder. Feride vasiyeti yerine getirir. Kamuran, Hayrullah Bey’in bu mektubu ile Feride’nin onu hala sevdiğini anlar ve Feride ile evlenir. Bir daha da onu bırakmaz.


Dudaktan Kalbe: Saip Paşa İzmir’in önde gelen tanınmış kişilerinden birisidir. Saip Paşa’nın yeğeni Hüseyin Kenan, dayısının zoruyla mühendis olmuş daha sonra müzikteki yeteneğini Batı dünyasına kabul ettirmiştir. Dayısının ısrarıyla İzmir’e gelir. Saip Paşa, vaktiyle haylaz bir oğlan diye bildiği Hüseyin Kenan’la şimdi övündüğünü ziyafetlerle göstermektedir. Bütün bu kalabalıktan ve şatafattan sıkılan Hüseyin Kenan Bozkaya’ya giderek dinlenmek ister. Bozkaya’da Lamia ile tanışır. Lamia’ya hafif çilli yüzünden dolayı Hüseyin Kenan, kınalı yapıncak ismini takmıştır. Hüseyin Kenan evli bir kadın olan Nimet Hanıma kur yapmaktadır. Burası küçük bir kasaba olduğu için dedikodulardan kurtulmak için de Lamia’ya yakınlık gösterir gibi görünmektedir. Hüseyin Kenan, Prenses Cavidan’la evlenme aşamasındayken Lamia’yı hamile bırakır ancak Lamia böyle bir evliliği reddeder ve yalnız başına büyütür kızını. Başka biriyle evlenen Lamia, sevdiği Hüseyin Kenan’ın başkasıyla evlendiğini duyunca eşinden ayrılır ve İstanbul’a yerleşir. Bu arada kocasının yeğeni Doktor Vedat onunla evlenmek istese de reddeder. Daha sonra Vedat’la Lamia’nın evleneceğini duyan Hüseyin Kenan, intihar eder.


Yeşil Gece: Medrese öğrenimi gören Şahin’in çevresindeki çirkinlikler karşısında inancını yitirişi, öğretmen okuluna girip bitirişi softalarla savaşmak üzere İzmir’e yakın Sarova ilçesine gidişi anlatılır. Sarova’da softalarla çatışan Şahin, yeni okul yaptırma girişimde belediye mühendisinin desteğini sağlar. Komiser Kazım’ın yardımıyla da softaların kendisini bir kadınla basmak düzeninden kurtulur. Bu arada Yunanlılar İzmir’e çıkmıştır. Kasaba da işgal edilmiştir. Ona karşı olanlar şimdi de düşmanla işbirliği içindedirler. Milli Mücadele’den yana olan Şahin’in ilçesinden ayrılmamış subayları kaçırdığı öğrenilince bir Yunan adasına sürülmesi kararlaştırılır. Ancak Cumhuriyetin ilanından sonra Sarova’ya dönebilen Şahin’i sürpriz beklemektedir: Eski softalar, düşmanın işbirlikçileri Cumhuriyetçi kesilmişlerdir. İstenmeyen adam Şahin, derdini anlatabilmek için Ankara’ya doğru yol alır.



Yaprak Dökümü: Ali Rıza Bey, annesini ve kız kardeşini kaybedince Suriye’ye gider. Dönünce Hayriye Hanım’la evlenir ve beş çocuğu olur. Çalıştığı şirketten çeşitli sebeplerden ayrılmak zorunda kalır. Oğlu Şevket bankada işe girer ve iş arkadaşıyla evlenir. Ali Rıza Bey’in kızları Leyla ve Necla eğlence düşkünü oldukları için ailenin maddi durumunu daha da kötüleştirir. Büyük kızı Fikret durumdan rahatsızlığı nedeniyle çocuk sahibi bir adamla evlenip Adapazarı’na gider. Bir süre sonra gelini evi terk eder. Leyla kötü yola düşünce Ali Rıza Bey felç geçirir. İyileştikten sonra da kızı Leyla’yla mutsuz hayata devam eder.

 

 

Romanları

  • Gizli El (1922)
  • Çalıkuşu (1922)
  • Damga (1924)
  • Dudaktan Kalbe (1925)
  • Akşam Güneşi (1926)
  • Bir Kadın Düşmanı (1927)
  • Yeşil Gece (1928)
  • Acımak (1928)
  • Yaprak Dökümü (1930)
  • Kızılcık Dalları (1932)
  • Gökyüzü (1935)
  • Eski Hastalık (1938)
  • Ateş Gecesi (1942)
  • Değirmen (1944)
  • Miskinler Tekkesi (1946)
  • Harabelerin Çiçeği (1953)
  • Kavak Yelleri (1961)
  • Son Sığınak (1961)
  • Kan Davası (1961)

Hikâyeleri

  • Roçild Bey (1919)
  • Eski Ahbap (1919)
  • Sönmüş Yıldızlar (1923)
  • Tanrı Misafiri (1927)
  • Leyla ile Mecnun (1928)
  • Olağan İşler (1930)
  • Aşk Mektupları

Oyunları

  • Hançer (1920)
  • Eski Rüya (1922)
  • Ümidin Güneşi (1924)
  • Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, İhtiyar Serseri (1925, üç oyun)
  • Taş Parçası (1927)
  • Yeşil gece (1928)
  • İstiklâl (1933)
  • Hülleci (1933)
  • Yaprak Dökümü (1971)
  • Eski Şarkı(1971)
  • Balıkesir Muhasebecisi (1953)
  • Tanrıdağı Ziyafeti (1954)
  • Bir Köy Öğretmeni
  • Çalıkuşu
  • Kavak Yelleri

Gezi Yazısı

  • Anadolu Notları 





 

MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ (1890-1966)



  • Türk edebiyatını sistemleştiren adam olarak tanınır.

  • Değişik üniversitelerde profesör olarak çalışmış, dışişleri bakanlığı da yapmıştır.

  • Tarih ve edebiyat araştırmacısıdır.

  • Önce Fecriatide yer almış, sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer almıştır.

  • Genç Kalemler dergisinin başyazarlığını yapmıştır.

  • Edebiyat ile ilgili incelemelerle de ilgilenmiştir.

  • Divan ve halk şairi üzerinde incelemeler yapmıştır.

  • Hece ölçüsüyle duygu yüklü şiirler yazmıştır.

  • Asıl önemi bilim adamı kişiliğinden kaynaklanır.

  • Türkçü bir tarih ve bilim görüşünden yola çıkmıştır.

  • Türk edebiyatı ve tarihiyle ilgili ilk bilimsel çalışmaları o yapmıştır.

  • Türk tarihinin ilk dönemlerine kadar inmiş; ilk Türk topluluklarının tarih ve edebiyatlarını incelemiştir.




  • Araştırma-İnceleme: 

  • Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar
  • Türk Edebiyatı Tarihi
  • Türk Saz Şairleri
  • Divan Edebiyatı Antolojisi
  • Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar
  • Mili Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Divan’ı Türk-i Basit
  • Türkiye Tarihi
  • Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu


 


Y. KARDİ KARAOSMANOGLU (18891974) 




 

  • Önce Fecriatide yer almış, sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer almıştır.

  • Cumhuriyet Döneminde de eser vermiştir.

  • “Kadro” dergisinde yazdığı yazılarında halk yararını gözeten bir yazar olarak ön plana çıkar.

  • Romancılığıyla öne çıkmış; hikâye, anı, mensur şiir, makale, deneme ve tiyatro türlerinde de eser vermiştir.

  • Fecriati’den kısa bir süre sonra Yahya Kemal ile birlikte Nev-yunanilik (neo-klasisizm) akımına yönelmiştir.

  • Eserlerinde güçlü bir gözleme dayanan realizm vardır. Başarılı bir gözlemcidir. Karakterleri yansıtmada başarılıdır.

  • Romanlarındaki başlıca tema, Türk toplumunun yaşam tarzı ve sorunlarıdır.

  • Romanlarında Tanzimat Döneminden Cumhuriyet Dönemine kadar Türk toplumunda ortaya çıkan değişimleri konu edinmiştir.

  • Onun romanlarında Türk toplumundaki değişimleri görmek mümkündür.

  • Türk edebiyatına tezli roman düşüncesini getirmiştir.

 

Yaban: Ahmet Celal, bir paşa oğludur. Yedek Subay olarak katıldığı I. Dünya Savaşı’nda bir kolunu kaybetmiştir. Otuz beş yaşına gelmeden her şeyin bittiğini; aşkın, arzunun, umut ve tutkunun sönüp gittiğini kendi içinde hissetmiştir. İstanbul’a İngilizlerin girmesi üzerine emir eri Mehmet Ali’nin sözüne uyarak onun Orta Anadolu’daki Porsuk Çayı kıyısındaki köyüne gidip yerleşir. Köylü için Ahmet Celal bir yabandır. Köylü kızı Emine’yi sevmeye başlar; oysa Emine, Mehmet Ali’nin kardeşi İsmail’in karısıdır. Köye Yunan ordusu girer. Ülkenin hemen hemen tamamı işgal altında olmasına rağmen köylülerin bunu umursamaması, evlerinin kundaklanması, yiyeceklerinin yağmalanması, kadın ve kızlarının taciz edilmesiyle akılları başlarına gelir. Ahmet Celal, sevgilisini alıp kaçmaya çalışır ancak yaralanırlar, geceyi mezarlıkta geçirip sabah yola çıkacaklardır. Fakat Emine kımıldayamayacak kadar ağır yaralıdır. Ahmet Celal, sevgilisi Emine’yi ve anılarını yazdığı defteri bırakıp bilinmeyen bir yöne doğru gider.


Kiralık Konak: Naim Efendi; kızı Sakine Hanım, damadı Servet Bey, torunları Seniha ve Cemil’le bir konakta yaşamaktadır. Damadı Servet Bey, Batılı yaşam biçimini taklide çalışır ve çocuklarını bu bakışla yetiştirir. Hakkı Celis, Seniha’yı karşılıksız seven olumlu bir kişiliktir. Seniha ise para düşkünü Faik ile birlikte olur. Hamile kaldığını öğrenince Avrupa’ya gider. Dönüşünde düşkün kadın örneği olmuştur. Servet Bey aileyi bir apartman dairesine taşır. Naim Efendi konakta tek kalır; Hakkı Celis, şehit olur.


Sodom ve Gomore: İncil’e göre Sodom ve Gomore (Ürdün), ahlaksızlıkları yüzünden Tanrı tarafından yok edilen iki günahkâr şehirdir. Sami Bey’in kızı Leyla, kuzeni Necdet’le nişanlanır. Sami Bey ve ailesi, İstanbul’un işgali sonrasında maddi ve manevi değerlerini kaybeder. Sami Bey ve çevresi işgalcilerle işbirliği yapar, mandacılığı savunur. Leyla da ahlaki yozlaşmayı temsil eder. Necdet bu iki duruma karşıdır. İstiklal Savaşı kazanılır; Leyla, Necdet’e dönmek ister ama Necdet, kabul etmez.


Hüküm Gecesi: Ahmet Kerim, muhalif bir gazeteci ve yazılarıyla İttihat ve Terakki’ye karşı cephe almıştır. Aynı amaçta olan Ahmet Samim’in de yakın dostudur. Olay 1908-1911 yılları arasında geçmektedir. Bu dönemde İttihat ve Terakki ile muhalefet arasında siyasi bir çekişme yaşanmaktadır. Aslında bu, toplumun sorunlarına çözüm getirmekten uzak bir post kavgasıdır. Kurtuluş, Batı’nın desteğinde aranmaktadır. İktidar için çarpışan kişiler çıkar peşindedirler yalnızca. Aydınlar, devlet adamları, ipleri Batı emperyalizminin elinde olan kuklalardır bir bakıma.


Ankara: Eserin ilk bölümünde savaş yıllarındaki Ankara’yı buluruz. İstanbul’dan gelmiş Selma Hanım, kocası Nazif Bey’in etkisiyle bir zamanlar yadırgadığı Milli Mücadeleye inanır ancak bu sefer de kocası Sakarya Muharebesi’nden korkarak kaçmanın yollarını aramaktadır. Selma, Binbaşı Hakkı Bey’le mücadeleye devam eder ve hemşirelik yapar. İkinci bölümde hürriyet yıllarının Ankara’sı anlatılır. Binbaşı Hakkı Bey’le Selma evlenmiştir. Üçüncü bölümde hürriyet ruhu ile aydın gençler yetişmiştir. Bunlardan biri de Neşet Sabit’tir. Selma üçüncü evliliği bu gençle yapar ve mutluluğa kavuşur.


Nur Baba: Tekkelerin toplumda neden olduğu yıkımları anlatır. Bektaşi tarikatındaki bozulmaları ele almıştır. Bir dergâhın Şeyhi olan Nur Baba, eski aşkı ve ünlü bir ailenin kızı olan Ziba Hanım sayesinde şöhret bulmuştur. Nur Baba dergâhtaki toplantıları araç olarak kullanıp Nigar’ı elde etmeye çalışır. Nigar Hanım, kocasını ve çocuklarını terk edip Nur Baba’nın yanına gelir. Zamanla Nigar Hanım eski güzelliğini ve sesini kaybeder. Nur Baba’nın Süheyla ile evleneceğini öğrenince yıkılır. Macir ona eski hayatına dönmeyi teklif eder ancak Nigar Hanım, bunu kabul etmez.


Bir Sürgün: II. Abdülhamit’e karşı Paris’e kaçan Jön Türkleri anlatır.

Panorama I: Cumhuriyet’in ilanından sonraki devrimlerin topluma yansımasını anlatır.

Panorama II: Atatürk’ün ölümünden sonraki yıllar anlatılır.

Hep O Şarkı: Abdülaziz Dönemindeki toplumsal yaşamı anlatır.


 

 

ROMAN:

  • Kiralık Konak (1922)
  • Nur Baba (1922)
  • Hüküm Gecesi (1927)
  • Sodom ve Gomore (1928)
  • Yaban (1932)
  • Ankara (1934)
  • Bir Sürgün (1937)
  • Panaroma (2 cilt, 1953)
  • Hep O Şarkı (1956)


ÖYKÜ:



  • Bir Serencam (1914)
  • Rahmet (1923)
  • Milli Savaş Hikâyeleri (1947)


ŞİİR:



  • Erenlerin Bağından (1922)
  • Okun Ucundan (1940)


OYUN:

  • Nirvana (1909)


ANI:

  • Zoraki Diplomat (1955)
  • Anamın Kitabı (1957)
  • Vatan Yolunda (1958)
  • Politikada 45 Yıl (1968)
  • Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969)


MONOGRAFİ:



  • Ahmet Haşim (1934)
  • Atatürk (1946)


MAKALE:

  • İzmir’den Bursa’ya (1922, Halide Edip, Falih Rıfkı Atay ve Mehmet Asım Us ile birlikte)
  • Kadınlık ve Kadınlarımız (1923)
  • Seçme Yazılar (1928)
  • Ergenekon (iki cilt, 1929)
  • Alp Dağları’ndan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942)





     HECENİN BEŞ ŞAİRİ (BEŞ HECECİLER)



Bu şairler 19117de Selanik’te “Genç Kalemler”le başlayan Milli Edebiyat akımının ilklerine bağlı olarak, halk şiirimizin özelliklerinden, yerli kaynaklarımızdan yararlanarak, şiirimizin aruzdan heceye geçişinde önemli rol oynamışlardır.

 Şiirlerinde Anadolu manzaralarını ve Anadolu yaşayışını coşkulu bir dille işlemişlerdir.

Hece ölçüsünün genellikle 11’li ve 14’lü kalıbını kullanmışlardır. Daha sonraları, yeni biçimler arayarak oldukça uzun şiirler de yazmışlardır.

Eserlerindeki dil ise konuşma dilidir.

Bu şairlerimiz şunlardır:

 

1) HALİT FAHRİ OZANSOY

2) ENİS BEHİÇ KORYÜREK

3) YUSUF ZİYA ORTAÇ

4) ORHAN SEYFİ ORHON

5) FARUZ NAFIZ ÇAMLIBEL



 






 MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ BAĞIMSIZLARI




YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)


Edebi anlayışı

Divan Şiiriyle batı şiirini ustalıkla kaynaştıran bir isimdir.

Saf şiir anlayışına bağlı kalmıştır.


Aruzu Türkçe'ye ustalıkla uygulamıştır.

Hece ölçüsüyle yazdığı tek şiiri Ok'tur.

"Beyaz Lisan" anlayışını (Yapmacıksız olmasına özen gösterilmiş, doğal ve samimi anlamlar içeren kelimelerle şiir yazılması) savunmuştur. 

Parnasizmin Türk edebiyatındaki temsilcisidir.

Hiç kitap yayınlamamış; "esersiz şair" olarak nitelendirilmiştir.

 

  • Asıl adı Ahmet Agâh’tır.

  • Şiirleri Milli Edebiyat akımına uymaz, makale ve konferanslarında bu akımı desteklemiştir.

  • Geçmiş değerlere bağlı, kendine özgü bir şiir oluşturmuştur.

  • Çağdaş Batı şiiriyle eski Türk şiirinin birleşimini sağlamıştır.

  • Bir dönem Nev-yunanilik akımından etkilenmiştir.

  • Neoklasisizm akımının etkisinde kalmıştır. Neoklasizm, 20. yüzyıl başlarında Simgeciliğe bir tepki olarak doğan klasik beğeniyi, klasik söyleyişi canlandırmayı amaçlayan sanat ve edebiyat akımıdır.


  • En uygun sözcüğü bulana kadar şiiri bitmiş kabul etmez. Sözcüklerin yerli yerinde kullanılmasına özen göstermiştir.

  • Şiirlerinde parnasizm akımının etkileri vardır. Bu akımın edebiyatımızdaki en önemli temsilcisidir.

  • “Ahenk” ile ölçü ve uyağa büyük önem vermiştir.

  • Şiiri musikiden başka bir musiki saymıştır. Şiirlerinde musikiye verdiği önemle sembolistlere yakındır ancak anlam açıklığı yönüyle onlardan ayrılır.

  • Toplumsal konulara yer vermemiştir. Daha çok lirik şiirleriyle tanınmıştır.

  • “Aşk, lirizm, ölüm kaygısı, sonsuzluğa ulaşma duygusu” gibi temaları şiirlerinde işlemiştir.

  • Lirik şiirlerinin yanında epik şiirler de yazmıştır. Akıncı, Mohaç Türküsü gibi şiirlerinde kahramanlık konusunu işlemiştir.

  • “Sessiz Gemi, Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirleri ünlüdür.

  • İstanbul’un doğa güzelliklerini yansıtan şair olarak tanınmıştır. “İstanbul şairi” olarak tanınmıştır, İstanbul’un semtleri şiirlerinin adı olmuştur.

  • Tabiatı tasvir etmek için yazdığı şiiri yoktur.

  • Eski şiiri tekrar yaşatmış bir şairdir. Divan şiirini çağdaş bir yorumla veren şiirleri vardır.

  • Şarkı, rubai, murabba ve gazel gibi nazım biçimlerinin yanında Batılı nazım biçimlerini de kullanmıştır.

  • “Türkçe ağzımda annemin sütüdür.” diyen şair, şiirlerinde konuşulan Türkçeyi başarıyla kullanmıştır.

  • Eski tarzdaki şiirlerinde dil biraz ağırdır.

  • Ölümünden sonra şiir ve düz yazıları kitap haline getirilmiştir.

 

Kitapları

  • Kendi Gök Kubbemiz (1961)
  • Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962)
  • Rubailer ve Hayyam’ın Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963)
  • Edebiyata Dair
  • Aziz İstanbul (1964)
  • Eğil Dağlar
  • Tarih Musahabeleri
  • Siyasi Hikayeler
  • Siyasi ve Edebi Portreler
  • Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım
  • Mektuplar-Makaleler
  • Bitmemiş Şiirler
  • Pek Sevgili Beybabacığım Yahya Kemal'den Babasına Kartpostallar, YKY, İstanbul, 1998.

'Gemi Elli Yıldır Sessiz: Özel Mektupları ve Yazışmalarıyla Ölümünün 50. Yılında Yahya Kemal

  • "Eren Köyünde Bahar (Şiir)





Mehmet Âkif Ersoy( 1873 - 1936)


Edebî hayatı

Mehmet Âkif, şiir yazmaya Baytar Mektebi'nde öğrenci olduğu yıllarda başladı.

Yayımlanan ilk şiiri Kur'an'a Hitap başlığını taşır.


1908'den itibaren aruz ölçüsü kullanarak manzum hikâyeler yazdı.

Hikâyelerinde halkın dert ve sıkıntılarını anlattı. Balkan Savaşı yıllarından itibaren destansı şiirler yazmaya başladı.


İlk büyük destanı, “Çanakkale Şehitleri'ne“ başlıklı şiiridir.

İkinci büyük destanı ise Bursa'nın işgali üzerine yazdığı “Bülbül“ adlı şiiridir.

Üçüncü olarak da İstiklâl Marşı'nı yazarak İstiklâl Savaşı'nı anlatmıştır.


"Toplum için sanat'' görüşündedir,  Mehmet Âkif, dinî yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemişti.

Edebiyat dili olarak Millî Edebiyat akımına karşı çıktı ve edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.

 

 

 

  • Herhangi bir edebi topluluğa katılmamıştır.

  • Ümmetçi şair olarak bilinir.

  • İstiklal Marşı’nın şairidir.

  • İstiklal Marşı’nı Safahat’a almamış, kahraman Türk ordusuna armağan etmiştir. Bu şiiri 1921’de yazmıştır.

  • Türk şiirine gerçek realizmi getirmiştir.

  • Şiirlerinde toplum yaşantısını tüm yönleriyle anlatmıştır.

  • Şiirlerinde dini lirizm vardır, bunun kaynağı İslam dinidir.

  • Şiirlerinde konuşma dilini bütün canlılığıyla kullanmış, adeta konuşur gibi yazmıştır.

  • Sade bir dil kullanan şairin dili yer yer ağırdır.

  • İstanbul’un yoksul semtlerinin yaşantısını ve yoksulluklarını anlatır.

  • Şiirlerinde yoksullara acıma duygusu vardır.

  • Nazmı nesre yaklaştırmada oldukça başarılıdır.

  • Şiirlerinde aruz ölçüsünü Türkçeye oldukça başarılı bir şekilde uygulamıştır.

  • Bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmıştır.

  • Divan edebiyatı nazım biçimlerini, özellikle de mesnevi nazım biçimini kullanmıştır.

  • Lirik-epik özelliği gösteren şiirleriyle tanınmıştır. Çanakkale Şehitlerine, İstiklal Marşı, Bülbül lirik-epik özellik gösteren önemli şiirleridir.

  • Manzum hikâye türünde önemli eserleri vardır. Seyfi Baba, Küfe, Mahalle Kahvesi, Meyhane, Hasta önemli manzum hikâyeleridir. Bu şiirlerde toplum yaşamını bütün canlılığı ile anlatmıştır.

  • Didaktik nitelik taşıyan şiirleri de vardır.

  • Cehalet, ahlaksızlık, taklitçilik, taassup, fakirlik, inançsızlık, köksüzlük… şiirlerindeki başlıca konulardır.

  • Mehmet Akif çok iyi bir gözlemcidir.

  • “Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim, İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim” dizeleri onun gerçekçiliğini yansıtır.


  • Mehmet Akif, Tevfik Fikret ile din ve medeniyet konusunda tartışmaya girmiştir.
  • Fikret’in Haluk karakterine karşı özlediği gençliği Asım’da simgelemiştir.

  • Şiirlerinin yanı sıra Arapça, Farsça ve Fransızcadan çeviriler de yapmıştır.

  • Sırat-ı Müstakim ve Sebilü’r-Reşat adlı dini dergilerde şiirler, makaleler yayımlayarak yazın hayatına başlamıştır.

  • Batılılaşmaya ve Türkçülük akımına karşıdır.

 

Eserleri

 

Şairin Safahat  7 kitaptan oluşmuştur.

Şair, İstiklâl Marşı'nı Safahat'a koymamıştır.

Nedenini ise şöyle açıklar: "Çünkü ben onu milletimin kalbine gömdüm."



Kitap: Safahat (1911) - 44 manzume içerir. Siyasal olaylar, mistik duygular, dünyevi görevlerden bahsedilir.

Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912) - Süleymaniye Camisi'ne giden iki kişinin söyleşileri ile başlar, kürsüde Seyyah Abdürreşit İbrahim'in konuşturulduğu uzun bir bölümle devam eder.

Kitap: Hakkın Sesleri (1913) - Topluma İslami mesajı yaymaya çalışan on manzumedir.

Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914) - Fatih Camisi'ne giden iki kişinin söyleşileri ile başlar, vaizin uzun konuşması ile devam eder.

Kitap: Hatıralar (1917) - Âkif'in gezdiği yerdeki izlenimleri ve toplumsal felaketler karşısında Allah'a yakarışını içerir.

Kitap: Asım (1924) - Hocazade ile Köse İmam arasındaki konuşmalar şeklinde tasarlanmış tek parça eserdir.

Kitap:Gölgeler (1933) - 1918-1933 arasında yazılmış 41 adet manzumeyi içerir. Her biri, yazıldıkları dönemin izlerini taşır.

Kitap: Safahat (Toplu Basım) (ilki 1943) - 6 Safahatını bir araya getirir.



Mehmet Akif Ersoy’un ölümünün 75. ve İstiklal Marşı’nın Kabulünün 90. Yılı olması nedeniyle 2011 yılı T.C. Başbakanlığı tarafından "Mehmet Akif Ersoy Yılı" olarak ilan edilmiştir.

Yıl boyunca yapılacak çalışmaların sorumluluğu Kültür ve Turizm Bakanlığı'na verilmiştir.

 


Yorumlar - Yorum Yaz