• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/edebiyatcimiz

Servet-i Fünun

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI

(1896-1901)






 

Derginin adı: Edebiyat-ı Cedide(Edebi Yeniliğimiz) veya bilinen diğer ismiyle Servet-i Fünun EdebiyatıII Abdülhamid döneminde, Servet-i Fünun adlı derginin çevresinde toplanan sanatçıların Batı etkisinde geliştirdikleri bir edebiyat hareketidir.

Servet-i Fünun : Fenlerin  Zenginligi, Fenlerin Çokluğu manalarına gelir. Dergi adından da anlaşılacağı gibi Fen dergisi olarak çıkarılmaktaydı, ta ki Recaizade Mahmut Ekrem’in  Tevfik Fikret’in derginin başına geçmesini istediği ana kadar da Fen dergisi olarak yayım hayatını sürdürmüştür.              
      Derginin asıl kurucusu Ahmet İhsan Tokgöz’dür. Fikret  dergiye edebi bir mahiyet kazandırır ve birçok sanatçının bu dergi etrafında toplanmasını sağlar.

  Bu edebiyat Recaizade Mahmut Ekrem ile Muallim Naci arasındaki eski edebiyat yeni edebiyat tartışmasında Recaizade Mahmut’un yol göstermesiyle Servet-i Fünun  etrafında toplanan gençler tarafından oluşturulmuş  bir harekettir. Bu hareket 1896 yılında başlar. Bu hareketi oluşturan gençler: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin , Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf,Hüseyin Cahit Yalçın’dır. Bu topluluğa Halit Ziya daha sonra katılmıştır.

    Bu dönemin ana karakteri Çağdaş Fransız edebiyatına benzer eserler vermektir. Örnek aldıkları Fransız yazar ve sanatçılar, roman ve hikayede realist ve natüralist; şiirde parnasizyen ve sembolisttir

     Yukarıda belirttiğimiz gibi bu dönem yazarları  Fransız edebiyatını örnek almışlardır. Bu dönemde Türk edebiyatı Avrupai bir nitelik kazanmıştır. Bu edebi topluluk bir tartışmadan ortaya çıkmıştır.(Kafiye göz için değil kulak için)

 

 

Dönemin Başlıca Sanatçıları

Şairler

 
    - Tevfik Fikret
      - Cenap Şahabettin
      - Hüseyin Siret Özdemir
      - Hüseyin Suat Yalçın
      - Süleyman Nazif ( İbrahim Cehdi)


Yazarlar

-- Halid Ziya Uşaklıgil
-- Mehmet Rauf


BAGIMSIZLAR

-- Hüseyin Rahmi Gürpınar
-- Ahmet Rasim

 

 

                                  Özellikleri

1-Sanat sanat için görüşü benimsenmiş, seçkin zümre edebiyatıdır.

2-Konuşma dilinden tamamen uzaklaşılmış Arapça ve Farsça dil kurallarına fazlaca yer verilir.

Ayrıca dilimizde o zamana kadar olmayan Farsça ve Arapça kelimelerde sokulmuştur.

3- Din dışı konularda eser vermişlerdir.

4-Baskı nedeniyle Tanzimatçıların kullandığı kavramları kullanmazlar suya sabuna dokunmayan temalar üzerinde dolaşırlar. Tanzimat dönemindeki hak, adalet vb. konular bu dönemde terk edilmiştir.

5-Fransız edebiyatından etkilenmenin bir sonucu olarak Batıdan “Sone, Terze-Rima, Triyole, Balad”  gibi nazım şekilleri alınmıştır.

 6-Aruz ölçüsü kullanılır hece ölçüsü hiçbir zaman ciddiye alınmaz. Hece ölçüsüyle  sadece çocuk şiirleri yazarlar.

7-Göz için kafiye yerine kulak için kafiyeyi kabul ederler.

8-Nazım nesre yaklaştırmışlardır.

9-Beyit hakimiyetinden bütün hakimiyetine geçilir.

10-Şiirin konusu genişletilmiştir. En basit nesne, günlük olaylar, gözlem ve duygular konu olarak işlenmiştir.

11-Halit Ziya’nın Mensur Şiir adlı eseriyle edebiyatımıza ilk defa mensur şiir girer.

12-Roman tekniği gelişmiş, romanda gereksiz tasvirler ya da konu dışı gereksiz bilgilerin verilmesinden kaçınılmıştır.

13-Roman ve hikayede yazarın kişiliği gizlenmiştir. Olup bitenler kahramanın gözüyle verilir.

14-Olaylar  İstanbul’dan alınmıştır.

15-Olay kişileri çoğu zaman aydın kişilerdir ama bazı küçük hikayelerde

halk tabakasından kişilere de yer verilmiştir.

16-Batı uygarlığına özellikle Fransa’ya hayranlıkları vardır.

17-Fransızca kelimeleri sıklıkla kullanmışlardır.

18- Romancılığımız bu dönemde batılı nitelik kazanmış, batılı anlamda gerçek romanda bu dönemde Halid Ziya(Mai ve Siyah) tarafından yazılmıştır.

 

Servet-i Fünun Sanatçılarının En Belirgin Ortak Özellikleri

1-Hüzne ve hüzünlü manzaralara düşkünlük vardır.

2-Hakikatten kaçarak hayale ve tabiata sığınma vardır.

3-Sanat sanat içindir görüşünü benimsemeleri(Tanzimat’ın ikinci dönemi)

4-Günlük hayatın ufak tefek meselelerini konu olarak benimsemeleri

5-Eserlerinde Realizm, Naturalizm, Sembolizm ve Parnasizm etkileri görülür.

6-Bu dönem yazarları devrin baskıcı şartlarını bahane göstererek toplumsal konularla hiç ilgilenmemişlerdir


 

 



TEVFİK FİKRET (1867 – 1915)


  • Önceleri sanat için sanat, sonraları toplum için sanat anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir.

  • Toplumsal ve siyasal ortamı: Han-ı Yağma, 95′e Doğru, Balıkçılar, Haluk’un Bayramı, Hasta Çocuk, Tarih-i Kadim, Millet Şarkısı, Promete, Nesrin, Sis gibi şiirleriyle eleştirmiştir.

  • Karamsarlığı ve iç dünyasındaki çalkantıları şiirlerinde öne çıkmıştır.

  • Serbest müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.

  • Sone nazım şekilini kullanan ilk kişidir

  • Aruzla Türkçeyi, şiirle düzyazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir.

  • Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır.

  • Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikâyeler yazmıştır.

  • Şiirlerinde noktalama işaretlerine, biçimsel mükemmelliğe, tasvire önem vermiştir.

  • “Yağmur” şiirinde olduğu gibi şiirin içeriğine uygun aruz kalıplarını seçip kullanmıştır.

  • Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir.

Eserleri

  • Rübab-ı Şikeste(Kırık Saz) (1900)
  • Tarih-i Kadim (1905)
  • Haluk'un Defteri
  • Rubabın Cevabı (1911)
  • Şermin (1914)
  • Sis
  • Doksan Beş'e Doğru
  • Hanı yağma
  • Balıkçılar
  • Hasta Çocuk
  • Nesrin
  • Ramazan Sadakası








Tevfik Fikret Hakkındaki Değerlendirme

Yarattığı konu zenginliği ile Türk şiirinin ufkunu açan, boyutlarını genişleten ve yeni bir şekil ve söyleyiş kurgusu oluşturmaya özen gösteren çabalarıyla kendinden sonra gelen kuşaklara başta Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’e şiir sanatı bakımından, Cumhuriyet kuşağına ise fikri yönden büyük ölçüde örneklik etmiş bir sanatçıdır (Servet-i Fünûn Edebiyat, Akçağ Yayınları)

Tevfik Fikret'in Şiir Dünyasına ve Eserlerine İlişkin Önemli Hususlar

  • Hasta Çocuk adlı manzum öyküsü kulağa göre kafiye tartışmalarının yaşandığı dönemde kaleme alınmıştır ve Servet-i Fünûn kuşağının kafiye tercihinin ne olduğu yönündeki ilk önemli örnekti.

  • Hasta Çocuk şiirinde bahsedilen çocuk, oğlu Halûk’tur.

  • Servet-i Fünûn dergisi 256. sayıdan itibaren edebiyat ürünlerine yer vermeye başlamıştır, Hasta Çocuk ise 257. sayıda çıkmıştır. Yani bu şiir hem edebi hareketin hem de Fikret’in dergide yayımlanan İlk şiiri oluyordu.

  • 1896- 1901 yılları arasında yayımlanan şiirler Rübâb-ı Şikeste adlı eserinde bir araya getirilmiştir. Bu eserin ilk baskısı 1899’da yapılmıştır. İlk baskı acemice ve eksik olduğu için eser ikinci kez genişletilmiş olarak basılmıştır.

  • Hemşirem İçin, Uzletgeh-i Mader-i Ziyaret, Halûk’un Bayramı, Halûk İçin, Yine Halûk, Halûk’un Sesi, Yarın; aile temasını işlediği şiirlerdir.

  • Hasta Çocuk, Balıkçılar, Nesrin, Ramazan Sadakası adlı eserleri günlük hayatı yansıtmaktadır.

  • Tevfik Fikret’in aşk şiiri oldukça azdır. En meşhur aşk şiiri olarak “Tesadüf” kabul edilir genellikle.

  • Tabiat şiirlerinde ressamlığının etkisi hissedilmektedir.

  • Yapma Çiçek Yapan Kıza, Resmini Yaparken, Aveng-i Şuhûr, Bir Yaz Levhası, Yağmur önemli tabiat şiirleridir. Tevfik Fikret’in en meşhur tabiat şiiri: Yağmur'dur.

  • Aveng-i Şuhûr önemli bir eserdir. Bu eser aslında bir seri olarak kaleme alınmıştır. Yılın her bir ayı için şiirler yazmıştır. Bu şiirler dergide yayımlanırken aynı zamanda şiirin yanına o ayı temsilen bir resim de konulmuştur. Aveng-i Şuhûr serisi, eski edebiyat geleneğindeki melhame ile ilişkilendirilebilir. Aveng-i Şuhûr serisi François Coppee’nin “Aylar” adlı şiirinden etkilenilerek kaleme alınmıştır.

  • Aveng-i Tesâvîr portre şiir türünün yeni Türk edebiyatındaki ilk başarılı örneğidir. Bu şiirlerde Tevfik Fikret’in önemli olarak gördüğü 12 edebiyatçı ele alınmıştır. Fuzûlî, Cenap, Nedim, Hamit, Üstad Ekrem, Rıza Tevfik, İsmail Safa, Ahmet Mithat ele alınan sanatçılardan bazılarıdır. Ahmet Mithat bu şiirlerde “Timsâl-i Cehalet” başlığı altında ele alınmıştır.

  • Tefekkür, Gayya-ı Vücud Ukde-i Hayat, Per-de-i Teselli Fikret’in önemli felsefişiirleridir.

  • Tevfik Fikret ‘in “Tevhid” adlı eseri Şinasi’nin akılcı yaklaşımına uygun dinî bir şiirdir. Eserin adının Tevhid olması eski edebiyat geleneğini akla getirmemelidir.

  • Tevfik Fikret şiire eski gelenekle başlamıştır bu dönemde kaleme aldığı şiirlerinde “Nazmî” mahlasını kullanmıştır.

Meşrutiyet Öncesi Yazılan Önemli Şiirler


Sis:

  • Sis önce Tanin gazetesinin ilk sayısında daha sonra Rübâb-ı Şikeste’nin yeni baskısında yayımlanmıştır.

  • Sis, II. Abdülhamit rejimi dönemi İstanbul’una duyulan nefretin şiiridir.

  • Sis; İstanbul'u geçmişiyle, tarihi değerleriyle ve kutsal mekanlarıyla, yaşayan unsurlarıyla aşağılayan ilk örnektir.

  • Sis adlı şiir büyük tepki görünce Tevfik Fikret bir anlamda özür niteliğinde “Rücû” adlı şiirini kaleme almıştır.

  • Yahya Kemal, Sis şiirine karşı Siste Söylenişler adlı bir şiir kaleme almıştır.


Sabah Olursa: Hürriyet temasına dayanan bir şiirdir.

Bir Lahza-i Taahhûr: Fikret’in en çok yankı uyandıran ve eleştirilen şiiridir. Bu şiirin aynı zamanda siyasi bir hikayesi vardır. Bu şiir, 21 Temmuz 1905 tarihinde Ermeni lobisinin Abdülhamid’e düzenlediği fakat padişahın Cuma selamlığında devlet erkanı ile sohbetinin uzaması üzerine başarısızlıkla sonuçlanan suikast üzerine kaleme alınmıştır.

Tarih-i Kâdim:

  • Bu dönemde çokça tepki toplayan şiirler arasındadır.

  • Tarih-i Kâdim’de tarihin derinliklerinden gelen değerlere dair olumsuz bir benzetme yapılmak suretiyle Türk tarihinin ve kültürünün değerleri bir “hortlak” metaforu ile anlatılmıştır. Bu şiirde Tevfik Fikret’in inançsızlık temine saplanıp kaldığını görüyoruz.

  • Tarih-i Kâdim, Tevfik Fikret ile Mehmet Akif Ersoy’un edebiyatımızdaki o meşhur tartışmayı alevleyen şiiridir.

  • Bu şiirden sonra Tevfik Fikret Mehmet Akif’i “Molla Sırat”; Mehmet Akif de Tevfik Fikret’i “Zangoç” olarak eleştirmiştir.

  • Mehmet Akif’in eleştirileri üzerine Tevfik Fikret “Tarih-i Kadim’e Zeyl” adlı eserini yazmıştır.



Meşrutiyet Sonrası Yazılan Önemli Şiirler

  • Millet Şarkısı: Bu dönemin en önemli şiiri Millet Şarkısı'dır.

  • Meşrutiyet sonrasının ilk kitabı Halûk'un Defteri’dir.

  • Halûk ‘un Defteri yayımlanmadan önce yayımlanan en meşhur şiirleri; Vatan Şarkısı, Bir Güfte, Kitabe, Darü’l Muallimin Marşı.

  • Halûk’un Defteri adlı eser üç bölümden oluşur. Bu eser bütünüyle Halûk’un kişiliğinde Türk gençliğine yol göstermek için kaleme alınmıştır. Kitabın ikinci bölümünün adı “Hayata Karşı Beşer”; üçüncü bölümünün adı ise Hitabeler’dir. Haluk’un Defteri’ndeki Doğan Güneşe adlı eser “meşrutiyet” için yazılmıştır.

  • Haluk’un Vedâ’ı ise Halûk’un Avrupa’ya tahsil görmek üzere gidişini anlatır.

  • Haluk’un Amentüsü, adlı şiirinde bilimin önemi vurgulanmıştır.

  • Meşrutiyet sonrasında çocuklar için kaleme aldığı Şermin dışındaki şiirler genellikle ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıların neticesinde şairde uyanan karamsarlık duygularının ürünüdür.

  • İttihat ve Terakki’nin Meclis-i Mebûsan’ı kapatması üzerine Fikret “Doksan Beşe Doğru” adlı şiirini kaleme almıştır. Bu kapanma olayını, Abdülhamid’in ilk meclisi kapattığı hicrî 1295 yılındaki olaya benzetir ve bundan dolayı da şiirine 95 tarihini isim olarak verir.

Şermin

Tevfik Fikret’in hece ölçüsüyle ve sade bir dille çocuklar için yazdığı şiirlerini bir araya getirdiği eseridir. Tevfik Fikret eğitimci dostu Satı Bey’in ısrarına dayanamayarak onun açtığı bir okulda dersler vermiştir. Bu dersler sırasında çocukların duygularına uyum sağlamak için bazı çocuk şiirleri kaleme almıştır. Daha sonra bu şiirler Şermin adlı kitabı olarak yayımlanmıştır.


Tevfik Fikret'in Sanat Anlayışı

  • Rübâb-ı Şikeste -> “sanat için sanat”
  • Halûk’un Defteri -> geçiş süreci eseridir. Bu eseriyle birlikte toplumcu şiire “yönelimi” söz konusudur. Ferda Promete, gibi meşhur şiirleri bu kitaptadır.
  • Rübâbın Cevabı -> "Toplum için sanat”

 

 

 

CENAP ŞAHABETTİN (1870 – 1935)


  • Sanat için sanat” anlayışına uygun eserler vermiştir.

  • Parnasizmin ilk örneklerini vermiştir.

  • Şiirlerinde müziğe önem vermiş ve sembolizmin öncüsü olmuştur.

  • Arapça ve Farsça sözcüklerle, özgün imgelerle yüklü ağır bir dili vardır.

  • Şiirlerinin konusunu daha çok “doğa”dan almıştır. Elhan-ı Şita(Kış Nağmeleri) adlı şiiriyle tanınır.

  • Cenap Şahabettin, şiirlerini Evrak-ı Leyal adı altında toplamak istemişse de bu gerçekleşmemiştir.

  • Günümüzde onun bu isteğine uygun olarak şiirleri Evrak-ı Leyal başlığı altında bir araya getirilmiştir.

Eserleri

Şiir

  • Tâmât (1887)
  • Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra)
  • Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra)
  • "Elhan-ı Şita"
  • "Yakazat-ı Leyliye"

Tiyatro

  • Yalan
  • Körebe (1917)
  • Küçükbeyler
  • Merdud Aile

Gezi

  • Hac Yolunda (1909)
  • Afak-ı Irak (1917)
  • Avrupa Mektupları (1919)
  • Suriye Mektupları (1917)

Düz yazı

  • Evrak-ı Eyyam (1915)
  • Nesr-i Harp (1918)
  • Nesr-i Sulh (1918)

İnceleme

  • William Shakespeare (1932)
  • Kadı Burhanettin

 

 

 

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1866 – 1945)


  • Türk edebiyatında Batılı tarzda eser veren ilk büyük romancıdır.

  • Servet-i Fünun döneminin en güçlü yazarıdır.
  • Fransız realist ve natüralist yazarlardan etkilenmiştir.

  • Eserlerinde geniş tasvirlere ve psikolojik tahlillere yer vermiştir.

  • Hikâyelerinde Maupassant tarzı hâkimdir.

  • Romanlarında İstanbuldaki eğitimli ve zengin kesimi konu almış, hikâyelerinde ise Anadolu'ya yöneliş vardır.

  • Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamaları kullandığı ağır bir dili vardır. (Sağlığında eserlerini yine kendisi sadeleştirmiştir.)

  • Mai ve Siyah’ta Ahmet Cemil tipinden hareketle Servet-i Fünun kuşağının ideallerini, beklentilerini, hayal kırıklıklarını anlatmıştır.

  • Aşk-ı Memnu’da bir Türk aile yapısını ayrıntılı olarak incelemiş ve alafranga özentisini eleştirmiştir.

  • Türk edebiyatında “mensur şiir”in ilk örneklerini vermiştir.



ESERLERİ 


ROMAN
Nemide (1889) 
Bir Ölünün Defteri (1890) 
Ferdi ve Şürekası (1894-1985) 
Mai ve Siyah (1895-1988) 
Aşk-ı Memnu (1925-1987) 
Kırık Hayatlar(1924-1989) 
Sefile (1886) 

ÖYKÜ
Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası (1889) 
Bir Muhtıranın Son Yaprakları (1889)
Küçük Fıkralar (3 Cilt) (1896) 
Bir Yazın Tarihi (1898-1988) 
Solgun Demet (1901) 
Sepette Bulunmuş (1920) 
Bir Hikâye-i Sevda (1922-1987) 
Hepsinden Acı (1934-1984) 
Onu Beklerken (1935-1940) 
Aşka Dair (1935-1986) 
İhtiyar Dost (1939) 
Kadın Pençesi (1039-1987) 
İzmir Hikâyeleri (1950) 
Bir Şi'r-i Hayal (1914)
Bir Hikaye-i Sevda (1922) 


ANILAR
Kırk Yıl (1936-1969) 
Bir Acı Hikaye (1942) 
Saray ve Ötesi (1942-1981) 


DENEME
Fransız Edebiyatının Numune ve Tarihi (1885) 
Hikaye ve Temaşa (1889) 
Yunan Edebiyatı (1912) 
Latin Edebiyatı (1912) 
Alman Tarihi Edebiyatı (1912) 
Fransız Tarihi Edebiyatı (1912) 
Sanata Dair (1938-1955) 


OYUN: 
Kabus (1959) 
Fürüzan (adapte, 1918)
Fare(adapte, 1919

 




 

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN (1874 – 1957)


  • Roman ve hikâyeci olarak ün kazanmış; sonraları siyasi yazarlığa geçmiştir.

  • Roman ve hikâyelerinde şairane ve süslü bir üslup kullanmıştır.

  • Fıkra, anı, eleştiri, mensur şiir türlerinde de eserler yazmıştır.

  • Eski-yeni tartışmalarında yeni edebiyatın başta gelen savunucularından olmuştur.

  • Edebiyat ve Hukuk” makalesinden dolayı Servet-i Fünun dergisi kapatılmıştır.

Eserleri:

  • Hikâye: Hayat-ı Muhayyel
  • Roman: Hayal içinde
  • Eleştiri: Kavgalarım
  • Anı: Edebi Hatıralar (Edebiyat Anıları), Siyasal Anılar

 

 

 

MEHMET RAUF (1875 – 1931)


  • İlk psikolojik romanımız olan Eylül’ün yazarıdır.

  • Kahramanların iç konuşmalarına ilk kez Mehmet Rauf yer vermiştir.

ESERLERİ

ROMAN
Eylül (1901-1946) 
Genç Kız Kalbi (1914-1946) 
Karanfil ve Yasemin (1924) 
Son Yıldız (1927) 
Kan Damlası (1928) 
Halas (1929)

ÖYKÜ: 
İhtizar (1909) 
Son Emel (1913) 
Bir Aşkın Tarihi (1915) 
İlk Temas, İlk Zevk (1922) 
Eski Aşk Geceleri (1927)

OYUN
Ferdi ve Şürekası (1909) 
Cidal (1911) 
Sansar (1920)

DÜZYAZI-ŞİİR: 
Siyah İnciler.

 

 

 

 

AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU (1860 – 1927)


  • Servet-i Fünun dergisinde sanatlı, ağır bir dille yazdığı hikâyelerle Servet-i Fünun topluluğu içinde yer almıştır.

  • Hikâyeleri Maupassant tarzına (olay hikâyeciliği) uygundur.

  • Türkçülük ve Yeni Lisan akımını benimsedikten sonra, Türk Yurdu, Türk Derneği dergilerinde  milli konularda sade bir dille hikâyeler yazmıştır.

Eserleri:

  • Hikâye: Haristan ve Gülistan, Çağlayanlar

  • Roman:
  •  Gönül Hanım(Göktürk Yazıtları'nın tasnifinin yapıldığı ve bu eserlerin bir roman içerisinde tanıtıldığı ilk romandır.)

 

 

 

SÜLEYMAN NAZİF (1870 – 1927)


  • İlk şiirlerinde Namık Kemal başta olmak üzere Tanzimat şairlerinden etkilenmiştir.

  • Makale, şiir, mensur şiir, mektup gibi türlerde eserler vermiştir.

  • Nesirlerinde ahenk kaygısıyla yabancı sözcük ve tamlamalardan yararlanmıştır.



ESERLERİ:
  • Şiir: Gizli Figanlar, Firak’ı Irak

  • Şiir-Nesir: Batarya ile Ateş, Malta Geceleri

  • MakaleÇal Çoban Çal, Malum-ı İlam, Tarihin Yılan Hikâyesi

  • Monografi: Namık Kemal, Mehmet Akif, Fuzuli

 

 

SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNİN BAĞIMSIZ SANATÇILARI





Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944)

 

Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasile anlatır.

Servet-i Fünuncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür.

Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır.

Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır.

Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar.

 Ertem Eğilmez tarafından 1976 yılında çekilen Süt Kardeşler sinema filminin konusu Hüseyin Rahmi'nin Gulyabani (1913) isimli romanından uyarlanmıştır.




Edebi kişiliği ve edebiyat anlayışı

  • Natüralist bir yazardır.

  • Ahmet Mithat Efendi'nin temsil ettiği edebi geleneği sürdürmüştür.

  • Romanları teknik açıdan kusurludur.

  • Dili sadedir. Eserlerindeki kişileri, yöresel şiveleriyle yansıtır.

  • Sokağı edebiyata getiren sanatçı olarak tanınır.

  • Romanlarında sık sık olayla ilgisiz bilgiler verir ve olaya kendisini katar.

  • Yapıtlarında İstanbul halkının günlük yaşantısından bahseder; eski İstanbul hayatını son derece canlı tasvirlerle ve kıvrak bir üslupla hikâyeleştirir.

  • Eserlerinde 19 ve 20. yüzyılı gerçekçi ve yalın bir dil kullanarak betimlemiştir. Bundan dolayı halk tarafından sevilen bir yazar olmuştur.


  • Serveti-i Fünun edebiyatının bağımsız yazarlarındandır.

 

 

ROMAN:

  • Şık (1889)
  • İffet (1896)
  • Mutallâka (1898
  • Mürebbiye (1899)
  • Bir Muadele-i Sevda (1899)
  • Metres (1900)
  • Tesadüf (1900)
  • Şıpsevdi (1911)
  • Nimetşinas (1911)
  • Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912)
  • Gulyabani (1913)
  • Cadı (1912)
  • Sevda Peşinde (1912)
  • Hayattan Sayfalar (1919)
  • Hakka Sığındık (1919)
  • Toraman (1919)
  • Son Arzu (1922)
  • Tebessüm-i Elem (1923)
  • Cehennemlik (1924)
  • Efsuncu Baba (1924)
  • Meyhanede Hanımlar (1924)
  • Ben Deli miyim (1925)
  • Tutuşmuş Gönüller (1926)
  • Billur Kalp (1926)
  • Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu (1927)
  • Mezarından Kalkan Şehit (1928)
  • Kokotlar Mektebi (1928)
  • Şeytan İşi (1933)
  • Utanmaz Adam (1934)
  • Eşkıya İninde (1935)
  • Kesik Baş (1942)
  • Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür (1943)
  • Ölüm Bir Kurtuluş mudur (1954)
  • Dirilen İskelet (1946)
  • Dünyanın Mihveri Para mı Kadın mı (1949)
  • Deli Filozof (1964)
  • Kaderin Cilvesi (1964)
  • İnsanlar Maymun muydu (1968)
  • Can Pazarı (1968)
  • Ölüler Yaşıyor mu (1973)
  • Namuslu Kokotlar (1973)

ÖYKÜ:

  • Kadınlar Vaizi (1920)
  • Namusla Açlık Meselesi (1933)
  • Katil Bûse (1933)
  • İki Hödüğün Seyahati (1934)
  • Tünelden İlk Çıkış (1934)
  • Gönül Ticareti (1939)
  • Melek Sanmıştım Şeytanı (1943)
  • Eti Senin Kemiği Benim (1963)

OYUN:

  • Hazan Bülbülü (1916)
  • Kadın Erkekleşince (1933)
  • Tokuşan Kafalar (1973)
  • İki Damla Yaş (1973)
  • Gülbahar Hanım


Romanlarından Birkaçının Kısa Özeti

ŞIK

Saf tabiatlı Şöhret Bey alafrangalığa özenir. Madam Potiş adlı düşkün bir kadınla birkaç gün daha yaşayabilmek için “eli bayraklı diye tabir edilen derecenin pek üstünde edepsiz bir kadın olan" annesinin küpelerini çalıp satar ve metresiyle bir lokantada yemek yemeye giderken yanlarına modaya uygun olmak için aldıkları köpek, başlarına türlü bela getirir.


ŞIPSEVDİ

Meftun Bey okumak için gittiği Paris’te yıllarca kalır, okumaz. Fransa dönüşü, Erenköyü’ndeki babadan kalma köşkünde alafranga bir hayat sürme hevesine kapılır. Komşusu Kasım Efendi çok zengin; fakat çok cimri, aynı zamanda çok bağnaz bir adamdır. Sürmek istediği hayatı uygulayabilmek için çok paraya ihtiyacı olan Meftun, Kasım Efendi'nin görgüsüz ve bağnaz kızı Edibe ile evlenmeyi tasarlar. Bu evlenmeye Kasım Efendi'nin razı olmayacağını bildiği için, cimri adamı para ile avlamayı kurar ve kendisine, piyangodan büyük ikramiye çıktığı söylentisini yayar. Kasım Efendi beş yüz lira “başlık parası" alarak kızını verir. Meftun’un kızkardeşi Lebibe’yi de Kasım Efendi'nin oğlu Mahir alır. Cimri ihtiyar, kızının ve oğlunun bakımını Meftun’un üstüne bırakır. Boğazına kadar borca giren Meftun, kayınbiraderi Mahir'i kandırarak ona, Kasım Efendi’nin mührünü ve kasasındaki parayı ve Balıkpazarı’ndaki bir hanın senedini çaldırtır; iki bin lira borç karşılığında hanı ipotek eder.


MÜREBBİYE

Dehri Efendi, küçük çocukları için, Anjel isminde Paris’ten İstanbul’a gelmiş, düşük ahlâklı bir kadını mürebbiye olarak alır. Kadın yalıda, Dehri Efendi'nin büyük oğlu Şemi’yi, Dehri Efendi’nin on sekiz yirmi yaş küçüğü olan Amca Bey"i, Dehri Efendi'nin kızı Melâhatin kocası Sadri'yi “paralarından yararlanmak için" baştan çıkarır, ve bu üçünü yalı içinde büyük bir ustalıkla idare eder

 

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç: 

Babasından yüklü bir servet kalan İrfan Galip, Aksaray’da oturmaktadır. Okuduğu kitaplardaki Batı’ya ait düşünceleri çevresindeki insanlara uygulamaya çalışmaktadır. Fakat etrafındaki cahil halk, onu anlayamamaktadır. Ailesinden ve Türk kızlarından şikâyet eder durur. Kendine uygun seviyeli bir Türk kızının olmadığını düşünerek evlilik konusunda karamsarlığa kapılır. Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı söylentilerini gazetelerden İrfan Galip de takip etmektedir. İrfan Galip, kendisinin çok bilgili olduğunu düşündüğü için bu konuda halkı bilgilendirmek zorunda olduğunu düşünür. Panik ve korku içinde olan mahalle kadınlarını toplar. Onlara bir konuşma yapar. Aslında asıl amacı, geçmişte türlü nedenlerle onu küçük düşüren kadın milleti ile alay etmektir. Ancak bu toplantıdan sonra aradığı kızı bulur. Halley Kuyruklu Yıldızı’nın geçtiği gece dünya, mutlu bir evliliğe şahit olur.



 

AHMET RASİM(1865-1932)


  • Servet-i Fünûn döneminde eser verdiği halde bu topluluğa katılmayan Ahmet Rasim, edebiyattaki Batılılaşmaya karşı çıkıp Servet-ı Fünûncuları eleştirmiştir. 

  • Tarih, coğrafya, seyahat, dilbilgisi gibi çok değişik konularda eser veren Ahmet Rasim roman ve hikâye de yazmıştır. 

  • Özellikle anı, fıkra ve makaleleriyle başarılı olmuştur.  

  • Sohbet ve fıkra türündeki yazılarında İstanbul'daki şehir hayatını tüm canlılığı ve ilginç yönleriyle anlatmıştır.

  • Başarılı bir gözlemcidir, gözlemlerini aktarmada çok başarılıdır. 

  • Hüseyin Rahmi'nin roman ve hikâyelerinde yaptığını fıkra ve anıları ile gerçekleştirerek yaşamın en ilginç yönlerini anlatmıştır.

  • Yazarın teknik yönden pek başarılı olmayan "Cep Romanları" başlığıyla yayımlanan pek çok romanı vardır.  Bu romanlarda Namık Kemal etkisi çok açıktır. Yalın ve açık bir üslubu vardır; kısa cümleler kurar. 

  • Fıkra türünün edebiyatımızdaki ilk önemli ustasıdır.

  • Hüseyin Rahmi Gürpınar ile “Boşboğaz” isimli bir mizah dergisi çıkarmıştır.

  • Hiçbir edebi topluluğa katılmamış, sanat yaşamını bağımsız olarak devam ettirmiştir.

  • Şehir Mektupları”nda II. Abdülhamit Döneminin İstanbul’unu büyük bir gözlem yeteneği ile sade ve kıvrak bir üslupla anlatmıştır

 

Fıkra: Eşkâl-i Zaman, Muharrir Bu Ya, Şehir Mektupları, Gülüp Ağladıklarım, Cidd ü Mizah

Anı: Falaka, Gecelerim, Fuhş-i Atik, Muharrir-Şair-Edip

Gezi: Romanya Mektupları

Monografi: İlk Büyük Muharrirlerden Şinasi

Tarih: Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi

Öykü: Güzel Eleni, Meyl-i Dil, Ülfet, İki Günahkâr

Roman: İlk Sevgi, Askeroğlu, Tecrübesiz Aşk

Sohbet: Ramazan Sohbetleri

 

 





 

 

SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNİN DİĞER SANATÇILARI
 

 

CELAL SAHİR EROZAN (1883-1935)


  • Servetifünun Topluluğunun en genç üyesidir.

  • Şiirlerinin başlıca teması “kadın”dır.

  • ''Kadınlar olmasa öksüz kalırdı eşarım'' sözü meşhurdur.

  • Şiirlerinin bu değişmez ve sürekli konusu yüzünden zaman zaman eleştirilmiştir.




Eserleri

  • Beyaz Gölgeler (1898-1909 arasında yazdığı şiirler)

  • Buhran (1909)

  • Siyah Kitap (şiirler, düz yazılar; 1911)

 






FAİK ALİ OZANSOY (1876-1950)


  • Süleyman Nazif’in küçük kardeşidir.

  • Abdülhak Hamit’i taklit etmiş, edebiyatımızda “İkinci Hamit” olarak anılmıştır.

  • I.Dünya Savaşı’nda bireysellikten sıyrılarak şiirlerinde yurt sevgisini işlemiştir.

  • Fecr-i Ati'nin isim babasıdır.

Eserleri

  • Şiir: Fani Teselliler, Temasil, Elhan-ı Vatan

  • Oyun: Payitahtın Kapısında, Nedim ve Lale Devri

 

 

HÜSEYİN SUAT YALÇIN (1867-1950)


  • Gave-i Zalim”, “Dahhak-ı Zalim” takma isimleriyle siyasi ve sosyal hicivler yazmıştır.

  • Nükteli, esprili bir dil yapısı vardır.

  • Lirizme varan şiirlerinde özellikle aşk ve kadın temalarını işler.

  • Ulusal konulara içtenlikle yer verir.

Eserleri

  • Şiir: Lane-i Melal, Gave Destanı

  • Tiyatro: Kirli Çamaşırlar, Ahrette Bir Gün, Deva-yı Aşk, Kayseri Gülleri, Şehbal yahut İstibdatın Son Perdesi, Yamalar

 

 

HÜSEYİN SİRET ÖZSEVER (1872-1959)


  • Servetifünun şairlerinin en lirik olanıdır.

  • Bireysel duyguları, aşk, doğa, kadın, aile temalarını kendine özgü sade bir dille, aruzun yanında heceyi de kullanarak yansıtır.

  • “Ömer Senih” imzalı yazılar da onundur.

Eserleri

  • Şiir: Leyal-i Girizan, Bağbozumu, Kıvılcımlı Kül, Kargalar (manzum yergiler)

 

 

ALİ EKREM BOLAYIR (1867-1937)


  • Namık Kemal’in oğludur.

  • Türk-Yunan savaşını işleyen “Vasiyet” adlı şiiri büyük yankı uyandırmıştır.

  • Şiirlerinde toplumsal konulara yönelmiş, aruzun yanında hece ölçüsünü de kullanmıştır.

Eserleri

  • Şiir: Zilal-i İlham, Vicdan Alevleri, Ordunun Defteri (nazım-nesir), Kaside-i Askeriye

  • Oyun: Baria, Sultan Selim

  • İnceleme: Edebi Meslekler, Namık Kemal

 

 

AHMET ŞUAYB (1876-1910)


  • Servetifünun Döneminde edebi eleştiri üzerine yoğunlaşmış, çoğunlukla eleştiri türünde eser vermiştir.

Eserleri

  • Eleştiri: Hayat ve Kitaplar, Esmar-ı Matbuat

 

 

AHMET İHSAN TOKGÖZ (1867-1947)


  • Servet-i Fünun dergisinin sahibi ve yazarıdır.

  • Sanatçının en önemli özelliği ise yaptığı çevirilerdir.

  • Çevirileriyle Jules Vernes’i Türk toplumuna ilk olarak tanıtan kişidir.

Eserleri

  • Matbuat Hatıraları (Kitap)

  • Avrupa'da Ne Gördüm (Gezi Yazısı)

  • Haver (Roman)

  • Ülfet (Roman)

  • Haraşo (Roman)

 

SAFVETİ ZİYA (1875-1929)


  • Yapıtlarında daha çok bulunduğu dönemi ve etrafındaki insanları konu edinmiştir.

  • Sosyete yaşamını anlattığı “Salon Köşelerinde adlı romanıyla tanınmıştır.

Eserleri

  • Roman: Salon Köşelerinde
  • Öykü: Kadın Ruhu, Çehreler
  • Oyun: Haralambos Cankiyadis

 

 

SAFVET NEZİHİ (1871-1939)



Asıl adı Ömer Lütfi'dir

  • Romantik bir duyarlılıkla aşk temasını işlemiştir.

  • Romanlarıyla tanınır.

  • “Zavallı Necdet” en çok okunan romanıdır.

Eserleri

  • Roman: Zavallı Necdet, Kadın Kalbi, Teehhül Âleminde, Kumar Beliyyesi (çeviri),Müessib

  • Oyun: İzah ve İstizah

 

 

 

SERVET-İ FÜNUN  Döneminin  Edebi Türleri ve                              Özellikleri

 

 Şiir

     Bu dönemin şiir anlayışı Tanzimatçılardan bir hayli farklıdır. Özellikle Parnasizm etkisiyle biçim mükemmelliyetçiliğine büyük önem vermişlerdir.

Şiiri  ideolojik bir anlatım yolu olmaktan çıkarmışlardır. Sone ve Terze-Rima nazım şekillerini kullanmışlardır.

    Aruzu şiirin vazgeçilmez bir unsuru olarak görmüşler onu Türkçe’ye başarıyla uygulamışlardır. Hece ölçüsüyle sadece çocuk şiirleri yazmışlardır.

 

       Göz için kafiye yerine kulak için kafiye benimsenmiş, özellikle serbest müstezatı çok kullanmışlardır.

Şiiri düz yazıya yaklaştırmışlar, beyit bütünlüğü yerine konu bütünlüğünü yeğlemişlerdir.

Cümleler bir beyitte tamamlanmamış bir sonraki beyite kaymıştır.


Okumadan Geçme:      

Mensur şiirin isim babası ve türün Türk edebiyatındaki ilk temsilcisi Halit Ziya Uşaklıgil'dir. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan Aşkımın Mezarı adlı yazısı mensur şiirdir.

       1891'de "Mensur Şiirler" ve "Mezardan Sesler" başlığıyla mensur şiirlerini yayımlamıştır.

    Mensur şiir ilk defa bu dönemde görülür. Şiirin konusunu genişletmişlerdir. Bu dönemin en önemli şairleri Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin’dir.

 

       Roman ve Hikaye

        Bu topluluğun en başarılı olduğu alan roman ve hikayedir. Tanzimat romanında batının taklidi yapıldığı için bu dönem romanıyla karşılaştırıldığında sönük kalır.

       Realizmden etkilenen Servet-i Fünun  yazarlarının eserlerindeki konu hep İstanbul’ dan alınmıştır.

Bunda yazarların yaşadığı çevreyi iyi gözlemlemeleri  ve eserlerine yansıtmasının etkisi vardır.

 Ancak eserde yabancı kelimelerin bolca kullanılması eserlerin geniş halk kitlelerine yayılmasını engellemiştir.

Hikaye alanında da yeni ve önemli eserler verilmiş, Anadolu’nun değişik yörelerinin de konu edildiği hikayelerde dil daha sadedir.         

         Romanlarda teknik gelişmiş, açıklamalar ve gereksiz tasvirler atılmıştır.  Olaylar İstanbul’da geçer, kişiler aydın kişilerdir ve yazarlar eserlerinde  kişiliğini gizlerler.

          Hikaye ve romanda iki önemli sanatçı Halit Ziya ve Mehmet Rauf’tur.   

Okumadan Geçme:

Romancılığımız bu dönemde batılı nitelik kazanmış, batılı anlamda gerçek romanda bu dönemde Halid Ziya(Mai ve Siyah) tarafından yazılmıştır

  Tiyatro

         Sanat sanat içindir görüşünü benimsedikleri için halka dönük tiyatroyu ihmal etmişlerdir. Hatta bu dönemde ihmal edilen yegane sanat dalı tiyatro olmuştur, tiyatroya hiçbir şekilde yöneliş olmamıştır. Ta ki Fecr-i Ati edebiyatına kadar ihmal edilmiştir.

  Eleştiri

       Bu dönemin en önemli eleştiri yazarı Ahmet Şuayp’tır.

Okumadan Geçme:     

Servet-i Fünun döneminde gelişmiş bir diğer tür ise eleştiridir. Özellikle Hüseyin Cahit Yalçın  siyasi yazılarıyla şimşekleri üzerine çekmiştir. Onun Fransızca’dan çevirmiş olduğu Edebiyat ve Hukuk makalesinin çevirisiyle de Servet-i Fünun dergisinin kapanmasına topluluğunda bitmesine neden olmuştur.    

 

 

  Servet-i Fünun Döneminde                        Mensur Şiir

Mensure" olarak da bilinir.

 "Mensur şiir" düz yazı ile şiirsel, şairane söyleyişin amaçlandığı bir düz yazı türüdür.

  Mensur şiirler başlıkları olan, bağımsız, kısa ve yoğun yazılardır.

  Mensur şiir, şiirdeki arayıştan doğmuştur; ama öncelikle düz yazıdır. Bu metinler bireysel duygulanmaların ortaya konduğu şairane ürünlerdir. Mensur şiirlerde iç ahenk vardır. Tasvir ve çözümlemelere önem verildiği için uzun cümleler tercih edilir. Ünlemlere ve seslenişlere yer verilir.

    Mensur şiirde şairane konular, şairane bir üslupla işlenir.

  Mensur şiir 19. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkmıştır. Fransız edebiyatı şairlerinden C. Baudlaire ve S. Mallerme'in mensur şiirleri vardır.

  Fransız edebiyatından yapılan mensur şiir çevirileri, bu türün Türk edebiyatında doğup gelişmesinde etkili olmuş­tur. Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit'in mensur şiir denemeleri olmuştur.

 

  Mensur şiirin isim babası ve türün Türk edebiyatındaki ilk temsilcisi Halit Ziya Uşaklıgil'dir. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan Aşkımın Mezarı adlı yazısı mensur şiirdir. 1891'de "Mensur Şiirler" ve "Mezardan Sesler" başlığıyla mensur şiirlerini yayımlamıştır.

ü  Servet-i Fünun döneminde mensur şiir türü yaygınlaşır. Halit Ziya'yı Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Celal Sahir, Faik Ali gibi isimler izler.


Okumadan Geçme:     

  "Siyah İnciler" adlı kitapta Mehmet Rauf'un mensur şiirleri vardır. Bu eser oldukça başarılıdır. Daha sonraki dönemde Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun, mensur şiir türünde Okun Ucundan ve Erenlerin Bağın'dan adlı eser­leri vardır.

 

Not

  Mensur şiirin, şiirle birtakım benzer yönleri vardır. Her iki türde de ahenk önemlidir. Kelimeler bir ahenk oluştura­cak biçimde seçilir ve dizilir.

  Her iki türde de şairane, duygusal konular işlenir; temalar benzerdir. Dil ve üslup yönünden benzerlik vardır; dilin doğru ve güzel kullanımı iki türde de önemlidir. Edebi sanatlar her iki türde de kullanılabilir. Şiirde kafiye vardır, mensur şiirde de iç kafiyeler olabilir.

  Mensur şiirle şiirin farklı yönleri de vardır. Mensur şiirde vezin (ölçü), kafiye, dize (mısra) yoktur. Şiirde dörtlük, beyit, bent gibi nazım birimleri vardır; mensur şiirde böyle birimler yoktur.